sağlık

Published on Eylül 22nd, 2018 | by Avrupa Forum 3

0

Bakterilerimizi beslememiz gerekiyor

Bağırsak duvarı mukus yapısında bir örtü ile kaplıdır. Bu örtü, bağırsaktaki bakteriler için gelişip büyüme, gelişme ve çeşitlenme alanıdır. Bu örtü yabancı antijenlere, proteinlere karşı bağırsak duvarı geçirmezliğinde önemli bir engeldir. Sağlamlığı ve kalınlığı için üzerindeki faydalı bakterilerin lifler ile beslenmesi gereklidir. Böylece faydalı bakterilerin sayısı ve çeşitliliği artar. Eğer lifli beslenme yerine karbonhidrat tercih edilirse zararlı bakterilerin sayısı artar, faydalı bakterilerin sayısı azalır. Zararlı bakteriler bu tabakayı yiyerek mukus örtüsünü inceltir (Şekil 1). Bu örtüdeki incelme kolit, sızdıran bağırsak gibi önemli sorunlara yol açar. Dışarıdan gelecek her türlü antijen, patojen sistemimize kolayca sızar. Bu nedenle mikrobiotanın bozulması ile ilişkilendirilen pek çok hastalık için bu konu önem arzeder.

Bakterilerimizi beslememiz gerekiyor

5
2735

Bağırsak duvarı mukus yapısında bir örtü ile kaplıdır. Bu örtü, bağırsaktaki bakteriler için gelişip büyüme, gelişme ve çeşitlenme alanıdır. Bu örtü yabancı antijenlere, proteinlere karşı bağırsak duvarı geçirmezliğinde önemli bir engeldir. Sağlamlığı ve kalınlığı için üzerindeki faydalı bakterilerin lifler ile beslenmesi gereklidir. Böylece faydalı bakterilerin sayısı ve çeşitliliği artar. Eğer lifli beslenme yerine karbonhidrat tercih edilirse zararlı bakterilerin sayısı artar, faydalı bakterilerin sayısı azalır. Zararlı bakteriler bu tabakayı yiyerek mukus örtüsünü inceltir (Şekil 1). Bu örtüdeki incelme kolit, sızdıran bağırsak gibi önemli sorunlara yol açar. Dışarıdan gelecek her türlü antijen, patojen sistemimize kolayca sızar. Bu nedenle mikrobiotanın bozulması ile ilişkilendirilen pek çok hastalık için bu konu önem arzeder.

 

post-fibre

Bültenimizin bu bölümünde lifli beslenmenin en önemli parçası olan prebiotik konusuna değineceğiz.

Prebiotikler liftir, probiotikler ise faydalı bakterilerdir

Prebiotik kelimesi 1995 yılından itibaren kullanıma girmiştir (1). Sindirim sisteminde sindirilemeyen kısa zincirli karbonhidratlardır. Bağırsağımızdaki bakterilerin en önemli gıdasıdır. Anne sütü mucizevi bir gıdadır. Onun özelliklerini öğrendikçe sağlıklı beslenme için önemli ipuçları içerdiğini görüyorsunuz. Anne sütünün en önemli prebiotiği oligosakaridlerdir. Anne sütünde oligosakarid miktarı 5-12 gr/L olup inek sütüne göre 100 kat daha fazladır ve 200 den çeşidi vardır. Yağ ve laktozdan sonra anne sütünde en fazla bulunan üçüncü maddedir. Bugün bazı mamalara anne sütündeki oligosakaridlere benzer maddeler katılmıştır (2,3).

Tüm prebiotikler bir çeşit liftir. Ancak tüm lifler prebiotik değildir. Bir besinin prebiotik olarak sayılabilmesi için mide asidine dirençlisindirim enzimleri tarafından parçalanamamasıüst sindirim sistemi tarafından emilmemesi gerekir. Kalın bağırsak tarafından tamamen fermente edilebilmeli ve  mikrobiyotanın büyümesi ve gelişmesini sağlamalıdır. Bu şartları sağladığı için  prebiotik olarak kabul edilen maddeler, inulinve onun türevleri (fruktooligosakaridler (FOS),laktuloz, galaktoaligosakarid (GOS)) tir.

Midede bakteri sayısı 103/gr, ince barsakta 104-106/gr ve kalın barsakta 1012/g dır. En fazla bakteri kalın bağırsakta bulunur. Kalın bağırsak içeriğinin asidik hale gelmesi (pH nın düşmesi)sağlığımız için çok faydalıdır. Asidik ortamda proteinlerin yıkımı azalır bunun sonucunda amonyak, amin, fenolik bileşikler gibi toksik maddelerin sentezi azalır, istenmeyen bakteriyel enzimlerin aktivitesi azalır (4). Yine asidik ortamda kalsiyum, magnezyum, demir ve çinko emilimi artar.

Prebiotiklerin fermantasyonu ve oluşan küçük yağ asitleri (asetat, butirat, propionat), kalın bağırsak lumenini ve dışkı asitliğini (pH düşmesi) artırır. Düşük pH da Küçük yağ asitleri ve içeriğin asidik olması, kolondan feçesin geçişini hızlandırır.

Prebiotiklerin fermentasyonu ile oluşan küçük yağ asitlerinin (asetat, butirat, propionat) önemi büyüktür. Asetat kas, böbrek, kalp ve beyin tarafından kullanılır.  Propionat kolesterol sentezini baskılar ve karaciğer tarafından temizlenir. Butirat ise kalın barsak mukoza hücrelerinin ana enerji kaynağıdır (5-7). Hem hayvan hem insan çalışmaları göstermiştir ki prebiotikler serum trigliserid düzeyini azaltırken kolesterol üzerine etkisi hafiftir (8).

Küçük yağ asidi diyip geçmeyelim. Örneğin: iltihabi barsak hastalıklarında (ülseratif kolit) feçes butirat düzeyi azalmıştır (9). İlaveten kalın barsakta butirat oksidasyonu bozulmuştur (10). Bundan dolayı prebiotikler butirat üretimini artırmaya yardımcı oldukları için kalın bağırsak mukozasındaki iltihabi reaksiyonun azaltılmasında katkı sunar.

Prebiotikler kemiği güçlendirir

Menapoz sonrası yaş ile osteoporoz sıklığı büyük ölçekte artmaktadır. Örneğin altmış yaşlarında osteoporoz sıklığı % 10 iken doksanlı yaşlarda % 70 dir (11). Osteoporozu önlemek için kadınlarda kalsiyum ve magnezyum alımı artırılmaya çalışılmaktadır. Prebiotiklerin fermentasyonu ile ortaya çıkan kısa zincirli yağ asitleri mineral emilimini ve bağırsak geçirgenliğini düzenler.Prebiotik kullanmak kalsiyum ve magnezyum emilimini artırarak kemiğin kendi yenilemesini sağlar (12). Örneğin bir çalışmada 3 ay süre ile bir prebiotik olan hindibağ alımı ile kalsiyum emiliminin % 42 artığı gözlenirken, TOS veya laktuloz alımı ile kalsiyum emilimi % 15 artmıştır (13-15).

Prebiotikler amonyak üretimizi azaltır

Laktuloz karaciğer yetmezlik koma tedavisinde kullanılan bir prebiotiktir. Laktuloz fermentasyon ile yağ asitlerine dönüşürken kalın bağırsaktaki asiditeyi artırır. Kalın bağırsak boşalmasını hızlandırır. Asit iyonu karaciğer komasınd oluşan amonyak molekülüne katılarak amonyuma dönüşümü sağlar. Laktuloz fermentasyonu kalın bağırsak bakterileri için bir enerji kaynağı haline gelir. Laktuloz glutaminaz enzimini baskılayarak glutaminin amonyağa dönüşümünü engeller. Laktitol laktuloz benzeri etki ile karaciğer komasında kullanılan bir diğer ilaçtır (16-18).

Prebiotikler vücut savunmamızı güçlendirir, atopik dermatiti azaltır

Bağırsakta vücudun savunma hücrelerinin yoğun olduğu peyer plağı denilen bir alan vardır. Prebiotikler bu noktadan vücudun savunma yanıtını güçlendirir ve bu yanıtın dengeli olmasına katkı sağlar. Özellikle aşılara ve patojenlere karşı savunma sisteminin hafıza hücrelerini etkiler. Süt çocuklarında oligofruktoz alımı ile kızamık aşısına karşı oluşan zayıf antikor yanıtın güçlendiği gösterilmiştir (19). Lomax ve arkadaşları 8 gr/gün 4 hafta süre ile oligofruktoz/inulin kullanımı ile orta yaşlı insanlarda influenzaya karşı antikor yanıtının güçlendiği göstermiştir (20). Astım, atopik dermatit, ekzema gibi hastalıklar yabancı antijene karşı immun sistemin aşırı uygunsuz cevabı ile ilgili hastalıklardır. Örneğin prebiotik içeren mamalar ile beslenme 6-10 aylık bebeklerde atopik dermatit görülme sıklığını % 44 oranında azaltmıştır (21). Deneysel fare modellerinde prebiotiklerin astım gelişimini azalttığı gösterilmiştir (22, 23). Ne yazı ki bu konuda çocuklarda yapılmış çalışma bulunmamaktadır.

Prebiotiklerin sindirilememesi ve fermentasyonu sonucu oluşan B-glukan bağırsakta savunma hücrelerine bağlanarak o hücreyi mantara doğru yönlendirebilmektedir ve bu çok önemlidir (24).

Prebiotikler beyin hücreleri arasındaki bağlantıyı güçlendirir

Bağırsak-beyin arasındaki iletişim çift yönlüdür (25). Bu yolun 3 şeriti vardır: Nöronal-hormonal-immun şerit. Vagus beyinden çıkarak sindirim sisteminin çalışmasını düzenleyen bir sinirdir. Nöronal şerit denilince büyük ölçüde bu sinir akla gelir. Bağırsaktaki mikropların metabolik ürünleri, bağırsaktaki vagus sinirinin uç noktaları üzerinden beyini etkiler (26). Bravo ve arkadaşları (27-29), bakterilerin metabolik ürünlerinin vagus siniri aracılığı ile beyinde GABA reseptör sayısı, beyin hücre büyüme faktörü (BNF), NMDA, serin gibi nörotransmitterler, sinaptik proteinlerin sentezini etkilediğini göstermiştir. Benimde sık sık üzerinde durduğum gibi bağırsaktan gelen mesajlar beyinin şekillenmesini sağlıyor.

Parkinson hastalarının, nörolojik bulgular ortaya çıkmadan en on yıl önce kabızlık ile mücadele ettikleri bilinir. Araştırmacılar yeni çalışmalarda bağırsaktaki belirli bakteriler ile parkinson hastalığı arasında fonksiyonel bir bağlantı buldular. Kısaca bağırsakta bulunan bakteriler tarafından üretilen spesifik kimyasallar, hastalıkla ilgili bazı proteinlerin beyinde birikimine neden olarak kötüleşmeye neden olduğu gösterildi. Bu çalışma oldukça merak uyandırıcı. Çünkü tıp dünyası şimdiye kadar beyine odaklanmışken bağırsak ile ilgilenmemiz gerektiğine işaret etmektedir (30).

Biraz meraklı olanlar için çalışmanın nasıl yapıldığı anlatayım. Sentetik alfa synclein isimli protein fare mide ve bağırsağa enjekte edilmiş. Enjeksiyondan sonra, söz konusu protein önce vagus sinirinde, yedi gün sonra orta beyindeki dopamin hücreler içinde biriktiği gösterilmiştir (30).

Yaşam boyu hafıza ve öğrenme mental sağlık için kritik öneme sahiptir. Pek çok çalışmada hem hayvanlarda hem de insanlarda fermente bileşikler ile hafıza arasında bağlantı olduğu ortaya konmuştur. Best ve arkadaşları (31, 32) orta yaştaki erişkinlerde iki çalışmada değişik prebiotiklerin (ambrotoz kompleksi, rhamnoz, ksiloz ve mannoz) kullanımı ile hafıza performansını düzeldiği gösterilmiştir.

Prebiotikler her otizm hastasında faydalı olmayabilir

Otizm semptomlarının şiddeti ile gastrointestinal yakınmaların yoğunluğu arasında güçlü bir ilişki vardır (33). Sindirim problemlerini yoğun olarak yaşayan otizm hastalarının dışkı incelemesinde yoğun klostridum bakterisi, bifidobakter eksikliği saptanmıştır (33, 34). Bir kaç prebiotik birden  içeren buğday lifi ürünü olan Nutriose kullanımı ile Clostridum türünün azaldığı bifidobakterilerin arttığı gösterilmiştir (35). Otizm hastalarında probiotik ile flora bozukluğu düzelmiyorsa prebiotik ilavesi bu anlamda önemli ve faydalıdır. Yalnız burada bir uyarı yapmakta fayda var:Deneysel çalışmalarda propionat ve butiratın adrenal katekolaminleri artırarak, zaten katekolamin düzeyi yüksek olan otizmli hastalarda olumsuz etkisi olabileceği gösterilmiştir (36). Ayrıca bu kısa yağ asitlerinin beyindeki immun sistemi uyardığı görülmüştür. Prebiotikler üzerinden bakterilerin üreteceği propionat ve butirat hariç diğer kısa zincirli yağ asitleri otizm tedavisindeki önemli hedeflerden birisi olabilir.

Prebiotikler spastik kolon (hassas bağırsak) hastalarında kullanılmamalıdır

Prebiotiklerin sakıncalı olabileceği bir diğer hasta grubu hassas bağırsak sendromu (spastik kolon) hasta grubudur. Fodmap intoleransı bulunan hassas bağırsak sendromlu hastalarda prebiotik iyi gelmeyecektir. Fodmap früktozun bir bileşeni olan fruktan, süt şekeri adını verdiğimiz laktoz, yapay tatlandırıcılar olarak adlandırdığımız poliol türevleri ve kuru baklagillerde yüksek miktarda bulunan karbonhidrat türü olan galakto–oligosakkaritler açısından kısıtlı beslenme planına verilen addır. Daha sonraları bu konuyada gireceğiz.

Kaynak: Beslenme Bülteni

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑