Avrupa’nın “dürüstlüğü”, LuxLeaks skandalı, Jean-Claude Juncker ve AB’nin gidişatı – Sinan Gorgan


Dünya

Published on Ağustos 19th, 2015 | by avrupaforum

0

Avrupa’nın “dürüstlüğü”, LuxLeaks skandalı, Jean-Claude Juncker ve AB’nin gidişatı – Sinan Gorgan

 

Tanınmış tekellerin vergi kaçırması kamusal yaşamı nasıl tahrip ediyor?

“AB”ye girince hangi türden bir uygarlık seviyesine (otomatikman) ulaşabiliriz?

Yolsuzluk yalnızca “Orient”e ait bir zaaf mıdır?

Yoksa kapitalizmin hepitopu yolsuzluk, kayırma ve adaletsizlik mi?

İddia demeyelim ama kanaat şudur: Bizim memlekette, mesela trafik cezası yeme durumuna gelmişsen, ehliyetin arasına “bir şeyler” sıkıştırırsın, sorun çözülebilir.

Ama Avrupa öyle mi?

Medeni insanlar vesselam, oralarda böyle şeyler (pek) olmaz.

Bizde rüşvet ve yolsuzluk üzerine oluşmuş kıyaslama ve algı hemen hemen böyledir.

***

Bu arada soralım, Avrupa denince tam olarak neresi, hangi ülkeler kastedilmektedir ve anlaşılmaktadır?

İşte, orası başlıca bir değerlendirme konusu.

Polonya, Bulgaristan, Romanya ve diğerleri?…

Avrupa lehine ülkemizde hasıl olan pozitif algılama (dürüstlük, rüşvetsizlik, kanuna / hukuka bağlılık vs) bu ve benzeri ülkeler için de geçerli midir?

Bu ayrı bir inceleme konusudur.

***

“Rasyonal yaşam” ve bu çerçevede kanuna ve kurallara bağlılık, Avrupa’da, elbette bir ölçüde farklı işlemektedir. Gündelik davranış biçimi olarak “dürüstlük ve rüşvetsizlik” bize kıyasla ayrı bir kulvarda seyretmektedir.

Amenna. Bu böyle. Kabul edelim.

Belki de bunun bir sonucu olarak rüşvet, iltimas, kara para “ligi”nde merkez Avrupa ülkeleri ile Türkiye arasında (ilgili endekslere göre) müthiş bir uçurum var olup gidiyor.

***

Görünen bu. Ama bu (su yüzeyinde) görünenlere hemencecik ikna olup, inanalım mı?

Yoksa, olguların ve olayların başka bir yüzü / yönü daha var mı?

***

Öncesinde, asıl konumuza direkt girmeden, bir miktar veriler ve alıntılar üzerinde gezinmekte fayda var.

Haydi, beraberce gazete haberleri arasında kısa bir tur atalım:

Merkezi Berlin’de bulunan ancak dünyanın pek çok ülkesinde örgütlü olan ve tüm dünyada sivil toplum örgütleri ve uzman kuruluşlarla birlikte yolsuzlukla mücadele etmek amacıyla kurulan Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International) 2013 Dünya Yolsuzluk Algısı Endeksi’ni açıkladı. Raporda yine temiz ekonomi rekorunu Benelüks ülkeleri kırarken, Türkiye 177 ülkede yapılan araştırmalar sonucunda 53’üncü sırada yer aldı.”

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün geçtiğimiz yıl açıkladığı endekste 54’üncü sırada yer alan Türkiye’yi Balkan ülkeleri takip ediyor. Türkiye, Malezya, Ruanda, Gürcistan, Bahreyn, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti ile aynı kümede yer alıyor.”

EN TEMİZ DANİMARKA
“Yolsuzluk bakımından dünyanın en temiz ülkesi unvanı Danimarka’ya ait. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün yeni veriler doğrultusunda, ilk kez kullandığı bir teknikle hesapladığı yolsuzluk endeksine göre, 177 dünya ülkesi arasında en temiz ülke Danimarka. İlk 10’da sırasıyla, Danimarka, Yeni Zelanda, Finlandiya, İsveç, Norveç, Singapur, İsviçre, Hollanda, Avustralya ve Kanada yer alıyor.”

BÜYÜK EKONOMİLER
“Dünyanın büyük ekonomilerine sahip ülkeler arasındaki şampiyon ise Almanya. Yasalara uymadaki titizliği ile bilinen Almanlar 12’nci sırada yer alırken, İngiltere 14’üncü, Amerika 19’uncu, Fransa 22’nci, İsrail 36’ncı, Brezilya 42’nci, Türkiye ve Malezya 53’üncü, Güney Kore 55’inci, Çin ve Yunanistan 80’inci, Meksika 106’ncı, Mısır 114’üncü sırada yer alıyor.”

SAVAŞ VE YOLSUZLUK
“Arap Baharı’nın ardından tam bir ekonomik ve siyasi kaosa giren dört ülkede yolsuzlukların arttığı gözleniyor. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün listesinde Tunus 77’nci, Mısır 114’üncü, Libya 172’nci, Suriye 168’inci sırada yer alıyor. Halen iç karışıklıkların sürdüğü Afganistan 175’inci, Irak 171’inci, Pakistan 127’nci sırada yer alıyor.”

(İşte 2013 ‘dünya yolsuzluk haritası’ Hürriyet İnternet gazetesi, Arzu ÇAKIR MORIN, 4 Aralık 2013)

***

Türkiye 2014’te endekste geriledi:

175 ülke arasında yapılan endeks çalışmasına göre 2014 sonuçlarında, 5 puanlık düşüşle puanında en büyük düşüş yaşanan ülke Türkiye oldu.
Türkiye’nin Yolsuzluk Algı Endeksi’ndeki notu, bu yıl 5 puan birden düşerek 50 puandan 45’e geriledi. Puanındaki bu ani düşüş ile Türkiye’nin son 6 yıldaki ilerlemesi sıfırlanmış oldu. Ülke sıralamasında 11 sıra birden düşüş yaşayan Türkiye, 2013 yılı endeksinde 53. sıradayken şimdi 64. sırada yer alıyor.”

(platform24.org, 03 Aralık, 2014)

***

Bilgi notu:

Yolsuzluk Algısı Endeksi, Vikipedi, özgür ansiklopedi:

2012 endeksine göre 10-0 arası puanlanan devletlerin haritası

Yolsuzluk Algısı Endeksi, 1995 yılından bu yana Uluslararası Şeffaflık Örgütü adlı araştırma şirketi tarafından düzenli olarak her yıl yayımlanan bir rapordur.

Raporda konunun uzmanlarının görüşleri ve kamuoyu araştırmaları sonucunda ülkelerdeki yolsuzluk algısı tespit edilir ve ülkelere 10 (temiz) ile 0 (yüksek derecede yolsuz) arasında bir puan verilir.

En son 2012 yılında yayımlanan rapora 176 devlet dahil edilmiştir.

***

Bir başka alıntı ile devam edelim:

“Dünya Ekonomik Forumu yolsuzluğun dünya genelinde iş yapma maliyetini yüzde 10 artırdığını tahmin ederken yapılan çalışmalar yolsuzluğun maliyetinin küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın yüzde 5’ini oluşturduğunu gösteriyor. Avrupa Komisyonu’nun Şubat 2014’te yayımladığı AB Yolsuzlukla Mücadele Raporu, yolsuzluğun AB ekonomisine yıllık tahmini maliyetinin 120 milyar Euro olduğunu söylüyor. Dünya genelinde ise yılda rüşvete ödenen paranın 1 trilyon doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor.”

(TÜSİAD anketi: Türkiye’de yolsuzluk var ve yolsuzluk algısı artma eğiliminde,26 Zaman gazetesi Ekonomi sayfası haberi, Kasım 2014, Çarşamba)

***

Demek ki neymiş: “Dünya genelinde ise yılda rüşvete ödenen para 1 trilyon doların üzerinde” imiş.

Ne demek bu?

Ne kadar para bu?

Bu kadar para ile neler yapılabilir?

Sıkça, dünyada silahlanmaya ayrılan devlet bütçeleri ile bir yıl içerisinde “dünyadaki açlık ve yoksulluğun silinebileceği” söylenir ya, işte yapılan bu “yolsuzluklar” ile buharlaşan para da aynı işlevi görebilir.

Bu denli önemli bir miktar yani.

***

Yok yok, üzerinize alınmayın hemen.

Sizi kastemiyorum ben.

Sizi parmakla göstermiyorum. Siz değilsiniz suçlanan.

Hani geçenlerde yaptığınız alışverişte fatura kestirmeyip, KDV “katma değer vergisi” ödemekten kurtulmuştunuz ya, bu durumlar ilgili “yolsuzluk” hesapları içinde “devede kulak” kalmaktadır.

Telaşa mahal yok!

***

Burada sözü edilen “yolsuzluk” ilgili kanuna ve kurala uyulmayarak, “yasa dışı” olarak elde edilen haksız kazançları hedef almaktadır.

Gördünüz ya, bu kadarına bizim TÜSİAD bile karşı çıkıyor.

***

Bu yazıda ele alacağım “yolsuzluk” ve “adaletsizlik” böylesi türden olanlardan değil.

Benim şimdi anlatacağım “yolsuzluk”: kitabına uydurulmuş olanları içermektedir.

Ben burada, uluslararası tekeller lehine, büyük sermaye ve “tuzu çok kuru” zenginler lehine yapılmış “kayırmaları” onlara sağlanan “vergi avantajlarını” ve yine bu anlama gelmek üzere “yolsuzlukları” anlatmaya çalışacağım.

Bu yolsuzluklar, çoğu kez bizzat devlet eli ve “resmi marifet” ile organize edilmektedir.

İlginç olan, bunlar, bu suçlar ve adaletsizlikler, bu işlemlere (diğer) devletlerin itirazı ile (nedense daha önce değil, şu an) ortaya çıkmaktadırlar.

Bizler için ilginç olan diğer yan ise, bu durumların “adalet ve düzen ülkeleri”nde, mesela merkezi Avrupa’da yaşanmış olmasıdır.

Bugünkü konumuz, Avrupa’da yaşanan “resmi iltimas” olaylarını kapsamaktadır.

***

Yazıyı okuyunca, Avrupa’da olup-bitenlerin hiç de bizim memlekette çokça konuşulduğu ve olumsuzlandığı gibi, “trafik polisinin eline bir şeyler sıkıştırmak” boyutunda olmadığını göreceğiz.

Evet, doğrudur: Avrupa’da gündelik hayatta ve “küçük adamın yaşamı” içerisinde yolsuzluk, rüşvet kayırma, dünyanın diğer ülkelerine göre nispeten azdır.

Evet doğrudur, yolsuzluk endekslerinde merkez Avrupa ülkelerindeki kanuna ve kurallara aykırı işlemler nispeten daha azdır.

***

Ama ya kanuna ve işin “kılıfına” uydurulmuş yolsuzluklar / adaletsizlikler?

İşin “o” boyutu devasadır.

“Diğer usullerle”, halka, kamuya verilen zararın miktarı devasadır.

Ve sonuçta “resmiyeti tam” kanuna ve kurallara uydurulmuş ahlaksızlığın ve yolsuzluğun kapsamı ve rakamları devasadır, bunlar (on/yüz) milyar eurolarla ölçülebir durumdadır.

***

(Episot I)

Balık baştan kokar” veya AB komiseri bay Jean-Claude Juncker’in emsalsiz ve heyecan dolu maceraları:

İlgili “rezalet” fırından yeni çıktı. Henüz taze.

Konu, küçük Avrupa ülkesi Lüksemburg ve onun eski başbakanı ve AB’de “Avrupa Komisyonu Başkanı” (başbakan değerinde) olarak uzun süre görev yapan bay Jean-Claude Juncker etrafında dönüp dolaşıyor.

Dünya basını ilgili skandala hemen bir isim de taktı: “Steuerdeals” “Taxleaks” “Taxdeals”

Wikileaks skandalı ile ortak gizlilik karakterine atıf olarak, ülke adı Luxemburg ve Leaks kelimelerini sentetik olarak birleştirerek: “Luxleaks” diyenler de var.

***

Yapılan şudur: Lüksemburg’da firmalar için genel geçerli ilan edilen vergilendirme oranı gelirin (kar) yaklaşık %29’udur. Ancak “özel vergi yasaları ve indirimleri” ile, “istisnalar” ile, “telif hakları yasası” ile bu oran %1’e kadar geriletilmektedir.

Lüksemburg Prensliği devleti yetkilileri, bazılarına göre doğrudan Lüksemburg hükümeti, bazılarına göre yalnızca Lüksemburg Vergi Dairesi, uluslararası tekellerle PWC danışmanlık firması üzerinden “deals” yaparak, yani anlaşmalar bağıtlayarak, geçerli vergi oranını, sadece onlara özel “%1”e ayarlamıştır.

***

Geçerken anımsayalım: vergileri asıl yoksullar öder.

“Ne var bunda?” mı dediniz?

Luxemburg Prensliği devleti tekellere özel anlaşmalar ile yalnızca “%1” vergi koymuşsa ne çıkar bundan?

Biliyorsunuz, şu an SYKP, “sadaka değil, insanca yaşayacak ASGARİ ÜCRET istiyoruz” kampanyası sürdürüyor. Aynı anda, tesadüfen Facebook’ta asgari ücretlilerin, aralık ayı itibarı ile öngörülen limite ulaştıkları için “%15’lik” vergi diliminden bir üst basamağa çıkacakları ve bu nedenle “%20’lik dilimden” vergilendirileceklerini öğrendim.

Yüce devletimiz asgari ücretlinin Aralık ayında 50 YTL’sine göz dikmiş, onu da alacakmış.

***

Vay canına!

Devletimiz, sistemimiz ne denli ince hesaplar görüyor.

Asgari ücretin büyük bir sıkıntı konusu olduğu ülkemizde, bunu protesto için sosyalistler kampanya sürdürürken, görüldüğü üzere, devletimiz, kısabileceği bir kaç liranın bile peşine düşüyor.

Hiç aman vermiyor, asgari ücrete bile saldırıyor.

Yasası oluşmuşsa, devlet gözünü diker ve alır.

Ya her şeyin yasal olduğu “yolsuzluklar ve adaletsizlikler?

Onlara ne demeli?

***

Bunun bir çarpıcı örneği bugünlerde “dürüst” Avrupa’da konuşuluyor.

Okların yöneldiği yer ise: Lüksemburg çadır devletidir.

Bu yasalara uygun soygunun yapıldığı ve skandalın (Luxleaks) yaşandığı zaman diliminde ise, Lüksemburg’da başbakan Jean-Claude Juncker iktidarda idi.

Jean-Claude Juncker?

Yahu, bu kişi bugünkü Avrupa Birliği AB komisyon başkanı olan Jean-Claude Juncker değil mi?

Dürüstlük beldesi AB topraklarının yönetimi bu Jean-Claude Juncker’a mı verilmekte yani?

Bir başka deyişle, “ciğer, kediye mi emanet edilmektedir?”

***

Ciğer, yani AB / Avrupa Birliği, kediye yani, bay Jean-Claude Juncker’e mi emanet edilmektedir? Çattık valla!

Şimdi, sizler isterseniz, Jean-Claude Juncker’in Lüksemburg Prensliği gerçek bir devlet midir, yoksa beylik midir, diye tartışmasını başlatabilirsiniz.

Soru şudur: LuxLeaks skandalında iddia edildiği gibi, Lüksemburg’un uluslararası tekellerin ortalama vergisini büyük bir âlicenaplıkla %1 olarak belirlemesini nasıl anlamalıyız?

***

Lüksemburg’da %1 vergi ödemek demek, aslında Avrupa’daki herhangi bir başka ülkede ödenmesi gereken milyarlarca Euro ederindeki vergiyi ödememek anlamına gelmektedir.

Yani toplanamayan vergi: okullara / eğitime, hastanelere / sağlığa, yollara / ulaşıma yeterince yatırım yapılamayacağı anlamına gelmektedir.

Üstelik bu skandal durum, Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International) Dünya Yolsuzluk Algısı Endeksi içinde değerlendirmeye bile alınmamıştır.

Luxleaks skandalına taraf olan uluslararası tekeller, Lüksemburg Prensliği ve AB (komisyon) başkanı Jean-Claude Juncker bu durumda “namuslu hırsız”lar sayılmaktadırlar.

Hadi bakalım,

Valla bir yaşıma daha girdim…

***

Luxleaks skandalı” nedir? Nasıl ortaya çıkmıştır?

Snowden türünden başka Whistleblower‘lar “Advance Tax Rulings” (Vergi için ön anlaşma) adı verilen ve Lüksemburg vergi kurumları ile uluslararası bazı tekellerin arasında bağıtlanan anlaşmaların belgelerini gazetecilere verdiler.

ICIJ adlı gazeteciler birliği ise, bu belgeleri değişik gazete ve radyo kanalları ile paylaştı.

26 ülkeden 80 gazeteci 28,000 sayfa tutarındaki vergi anlaşması, vergi beyannamesi ve benzeri dökümanı derlediler ve açıkladılar.

Bu yayın kuruluşları arasında Alman NDR, WDR kanalları ve Süddeutsche Zeitung (Almanya) Tages-Anzeiger (İsviçre) The Guardian (İngiltere) le Monde (Fransa) ve onlarca başka gazete yer aldı.

***

Danışman firma PWC PriceWaterCoopers (Hollanda şubesi) bu belgelerin alınarak basına sızdırıldığı yerdi. Belgeler ve bu belgelerin dayandığı işlemler 2002 ile 2010 yılları arasına dayanmakta idiler.

PWC PriceWaterCoopers ilgili firmalara Lüksemburg’da düşük vergilendirileceklerini garanti etmekte idi. PWC, bu sözü verirken, Lüksemburg’da geçerli olan “Telif hakkı yasası” sonucu yapılan %80’e ulaşan indirimi gözetmekte idi.

Bir başka yöntem ise şuydu: uluslararası tekellerin Lüksemburg’da kurulu kardeş firması, diğer ülkelerdeki kendi firmalarına kredi sunarak gelir elde edebiliyordu.

Ancak Lüksemburg’un özelliği bu kredi gelirinin başka ülkelere göre neredeyse %1’ini vergilendirmeye tabi tutması olmakta idi.

Bu “vergi indirimi” ve “vergi kaçırma” numaralarının bir yaygın biçimi ise, uluslararası tekellerin Lüksemburg’daki kardeş firmalarına yüklü “telif hakkı” bedellerini ödemeleridir.

***

Yani Almanya’daki firma “telif hakkı” olarak büyük miktarları Lüksemburg’daki kardeş firmaya fatura karşılığı ödemekte, böylelikle Almanya’daki karı düşük çıkmakta ve az vergi ödemekte, ama Lüksemburg’da da %1 vergi ödeyerek, gerçek vergiden kaçmaktadır.

Mesela Almanya’da her 100 Euro gelir için 29 Euro ödeyecek iken, kârını Lüksemburg’a aktarmakta orda ise 100 Euro için, 1 Euro vergiye tabi olmaktadır.

***

Hala anlamadınız mı?

Dert etmeyin bunu.

Zaten tüm uygulamalar, bizlerin bir şey anlamaması için bilinçli olarak karmaşık tasarlanmış durumdadır.

Tek anlamamız gereken aslında: Lüksemburg’da diğer Avrupa ülkelerine göre, çok düşük bir vergi dilimi ile net vergi toplandığıdır, ya da aynı anlama gelmek üzere “toplanamadığı”dır.

***

Bu kanuna uygun “suç” peki hangi firmalar tarafından işlenmektedir?

Aralarında bizlerin yakından tanıdığı: Google, Apple, Amazon, FedEx, IKEA, PepsiCo, Heinz, Procter & Gamble, DAX- Borsa İndeksine kayıtlı onlarca büyük orta boy firma, Deutsche Bank, E.ON Enerji, Fresenius Medical Care. Starbucks, Fiat, Vodafone, LVMH, Burberry, Weight Watchers ve diğerleri.

***

(Episot II)

Lüksemburg’da “Posta kutusu” firmaları nasıl bir ağırlık taşımaktadırlar?

Lüksemburg, diğer ülkeler aleyhine kaç milyar Euro vergiyi yutup, temizlemektedir?

Transparecy International’in açıklamalarına göre Coca-Cola, Protecter & Gamble, İKEA türünden firmaların, yani dünyanın en büyük 500 firmasından 170’inin şubeleri, ara merkezleri, paralel merkezleri Lüksemburg’da yer almaktadır.

ABD hükümetinin açıklamalarına göre yalnızca 2012 yılında 95 milyar dolar (gelir/firma karı) para Lüksemburg’da vergilenmiştir.

Bu paranın ortalama %1.04’ü net vergi haline dönüşmüştür.

Aynı para, düşük vergi cenneti sayılabilecek İrlanda’da bile %12.5 veya İsviçre’de bile %12 – %24 arası vergilendirilecektir. Aynı türden gelirler (kâr) Almanya’da ortalama %29 ve Fransa’da %36’ya kadar vergilendirilecektiler.

***

Bir şirket örneğinden hareketle, elde edilen “başarı”yı almaya çalışalım: İKEA 1929 Holding’in çözülerek İNTER İKEA’nın 11 Kasım 2009’da Lüksemburg’da kurulmuştur.

Bunun İNTER İKEA sonrasında ve Lichtenstein ile Hollanda’daki vakıf ve şirket türü diğer yapılanmalarının da yardımı ile 2,5 milyar Euro bir kar sağlamış buna karşılık yalnızca, 48 bin Euro, evet yanlış okumadınız, yalnızca 48 bin Euro net vergi ödemiştir.

Bilmem anlatabiliyor muyum?

Bilmem, işin vahametini anlıyor musunuz?

***

Bu böyle olmaz. Olamazdı.

Bu, böyle kalamazdı.

Bu durumun üstüne gitmeli idi.

Bu süreçte Lüksemburg Başbakanı olan Jean-Claude Juncker’in bu icraatları sorgulanmalı, yargılanmalı ve hatta cezalandırılmalı idi.

AB / Avrupa Birliği, ilgili şikâyetler ve başvurular üzerine konuya el attı.

Konu Avrupa Birliği AB parlamentosuna taşındı.

Avrupa Komisyonu Başkanı (AB başbakanı değerinde) o sırada “Jean-Claude Juncker”di.

***

Fazla söze herhalde artık ihtiyaç kalmamıştır.

Ama ben yinede merakınızı cevaplandırayım: Evet, Jean-Claude Juncker aleyhine bir güvenoyu oylaması yapıldı.

Öneri reddedildi.

Jean-Claude Juncker paçayı kurtardı.

Her şey kurallara ve kanunlara uygundu.

Sözün bittiği yere gelinmişti.

Basta.

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑