Kadın

Published on Şubat 12th, 2018 | by Avrupa Forum 3

0

Aşk kadınların afyonudur! (Aşye Arman’ın Ayşe Düzkan’la röportajı)

Ayşe Arman’ın 1998 yılında feminist Ayşe Düzkan’la Hürriyet gazetesi için yaptığı röportajı kadın erkek ilişkileri üzerine önemli perspektifler taşıdığı için Avrupa Form’da da yayınlıyoruz.

Hiçbir zaman onun gibi düşünmediğimden midir nedir, Ayşe Düzkan’ı hep merak eder dururdum. Sonunda, tanışma fırsatı buldum. Merak ettiğim sorulara benim düşündüğüm ya da istediğim gibi cevap vermedi. Ama öyle olması da gerekmiyordu. Türkiye’de bir çok kadının yaşamaya cesaret edemediği ‘‘ilk’’leri yaşamasına karşılık bunları sekizyüz bin kişiyle paylaşmak istemedi. Saygı duymaktan başka yapabileceğim bir şey yok…

Nasıl aşk uzmanı oldun? Yani bu konferanslar, yazılar. Hangi vesileyle?

  • Aslında aşk uzmanı gibi görmüyorum kendimi, ama evet aşk üzerine düşünüyorum ve yazıyorum. Çünkü aşk, kadınların hayatında erkeklerin hayatında olduğundan daha önemli bir şey. Dahası feminist bir dergide yazınca, bir tür çözümleyici bir şey de yapmaya çalışıyorsun. Bazı kadın dergilerinde öyle şeyler okuyorum ki mesela, çözümleyici olmak ne kelime, kadınları kandırıyorlar!

Peki feminist bir dergide aşkla ilgili yazarken, sen neyi sağlamaya çalışıyorsun?

  • Lord Byron diye bir adam var, çok alıntı yaptım adamın bu sözünden ama müsaade edersen kendimi tekrar edeceğim. Adam diyor ki, aşk kadınların hayatında her şeydir, buna karşılık erkeğin hayatındaki şeylerden bir tanesidir. Kadınların hayatını değiştirmek gibi şeyler üzerine düşünmeye başladığın zaman aşka tosluyorsun. Senin için erkeklerin hayatında olduğundan daha önemli olduğu için aşkı düşünmeye başlıyorsun. Aşkı çözümlemek bence önemli, hem kendi hayatın açısından hem de diğer kadınlara bir şey anlatmak istiyorsan…

Gerçekten aşk kadınların afyonu mu?

  • Evet, bu da aşk için söylenebilecek şeylerden bir tanesi. Birçok kadın var ki, istedikleri gibi yaşayabilmek için hayatta epeyce bedel ödemişler, ödüyorlar ama iş aşka geldiği zaman yelkenleri suya indiriyorlar.

Çünkü aşk öyle bir duygu… İnsana bunu yaptırıyor. Ondan adı aşk!

  • Şimdi erkekler için de böyle oluyor mu buna bakmak lazım.

Yani sürünen adamlar yok mudur aşk yüzünden?

  • Vardır tabii. Ama erkekler için aynı şekilde hayatlarından vazgeçmek anlamına gelmiyor aşk. Dolayısıyla bir sürü şey kadınlara, aşk dolayısıyla yediriliyor.

Ama kadınlar kendileri yemek istiyor da olabilir!

  • Tabii aşık olmak zorunda değiliz denilebilir. Ama şu da var, bu dayatılan bir şey. Mesela erkekler için şöyle bir şey yok: Büyük bir aşk yaşamamış, o aşkı başarıyla sürdürmemiş bir erkek başarısızdır! Ortalık bir kadınla üç gün bile bir arada duramamış erkeklerle dolu ama bunları biz başarılı insanlar, başarılı ressamlar, başarılı yazarlar diye addediyoruz. Ama bir kadının aşkı yürütememiş olması bir başarısızlık ya da bir erkeğin aşkını çekmemiş olmak! Dahası biz kadın bakanlarımızın bekar olup olmadığını biliyoruz çünkü her yerde yazıyor. Ama erkek bakanların hangisi evli hangisi bekar, bilmiyoruz, çünkü sadece kadın bakanlara soruluyor sürekli ‘‘Evli misiniz, bekar mısınız? Ne olacak?’’. Anlatabiliyor muyum? Ne rahmetli Vehbi Koç ne de Ali Koç çekici olmadıkları için küçümsenmezler ama senin de, benim de, başka kadınlar için de çekici olup olmamak hayatımızın merkezinde değilse bile, epeyce önemli.

Erkek kompartmanları

Erkekler için de öyle. Üstelik bunun bize dayatılan bir şey olduğunu düşünmüyorum, biz istediğimiz için bu böyle

Erkeklerin bir kısmı istiyor olabilir ama kadınlar için mutlak bir şey bu. Demek istiyorum ki, kadınlar için kendi çizdikleri yoldan çıkartıcı oluyor aşk. Erkekler için öyle değil. Bir arkadaşımın hoş bir lafı vardır. Erkekler için kompartmanlar vardır der. Bir tarafında aşk acısı çekiliyor, diğer kompartmanda ise ışıklar sabaha kadar yanıyor, projeler üretiliyor, ki doğru…

Tanıdığımız tüm erkeklerin kompartmanları yoksa, sözünü ettiğin genelleme nasıl yapılır, bütün erkekler böyledir ya da bütün kadınlar şöyledir niye nasıl kestirilip atılır?

  • Biz bir kalıptan bahsediyoruz.

Konuyu değiştirelim, feminist kadınlar nasıl aşık oluyor?

  • Diğer kadınlar gibi.

Yani hepimiz gibi…

  • Evet çünkü sonuç olarak feminizmin bir siyasal tercih. Ama adı konmadan, yani ‘‘bu yaşadığım, ideolojik bir tercihe çıkar’’ demeden kendi benliklerini bir arada tutmaya çalışan bir sürü kadın var. Feminist olmayabilirsin ama benliğini parçalamadan, kendinden vazgeçmeden de aşk yaşamaya çalışabilirsin. Feminizm bunu nasıl becerebileceğin konusunda yol gösteren şeylerden bir tanesi olabilir. Feminizm, bütün kadınların benliğinden vazgeçmeden, kendini severek hayata devam edebilmesi için bir toplumsal dönüşüm öneriyor.

Bu sahiden mümkün mü? Yani feminist olduğunu söyleyen bir kadın senin deyiminle tosladığı zaman aşka, kendisini vermiyor mu, kendisinden vazgeçmiyor mu?

  • Olduğu an da vardır, olmadığı an da vardır.

Peki feminist kadının da kendisinden vazgeçtiği an varsa, bu feminizm ideolojisiyle çelişmiyor mu?

  • Tabii ki, ‘‘Hay Allah niye böyle yapıyorum? Bunu yapmak istemiyorum aslında’’ dediği bir an vardır. Ama o da zaten insanın kendisini sevmediği andır. ‘‘Şimdi bunu yapıyorum ama kendimi sevmiyorum’’ dersin.

Ama aşkın tanımlarından biri bu da olabilir, kendinden vazgeçmek, bir diğerini kendinden daha fazla sevmek…

  • O zaman şöyle bir problem oluyor, kendini yoksadığın an karşındakinin sevebileceği bir kendin kalmıyor. Kendimiz olarak ikimiz de ayrı ayrı varolacağız ki, sevecek bir şey olsun. Kendinden vazgeçmediğin zaman bu tarafta sevilecek bir şey kalır. Ama tamamen vazgeçersen kalmaz, sadece sen kovalarsın (ki bu klişeyi hepimiz biliriz, kaçan kovalanır) o da kaçar.

Erkeğin feministi olur mu?

  • Hayır. Var diyorlar ama ben öyle adamlar tanımıyorum. Kendini değiştirmeye çalışan erkekler tanıyorum ama feminizm kadın kadına yürütülecek bir siyasal proje diye düşünüyorum. Erkekler bunun müttefiki olabilir ancak…

Aşk verimsiz kılar

Masanın bu tarafına alınamıyor mu yani erkekler?

  • Alındıkları zaman bu tarafta problem çıkar! Bir kere hangilerini alacağımıza nasıl karar vereceğiz? Ben böyleyim diyene güvensek yanlış bir biçimde ortam kalabalıklaşır. Üstelik onlar çocukluktan beri mahallenin güçlü delikanlısı olmaya çok alışmışlar. Mesela katıldığım tüm toplantılarda erkekler daha çok konuşuyor.

Aşkın avantajları, dezavantajları…

  • Çikolata gibiymiş, aynı etkiyi yapıyormuş! Dezavantajı, insanı verimsiz kılan bir şey…

Bir tarafıyla çok da yaratıcı kılmaz mı?

  • Ben hiç görmedim böyle bir örnek. Aşk acısından söz ediyorsan o başka çünkü o aşk olup bittikten sonra yaşanan bir şey.

Bunun bütünü aşk değil mi, neden aşkı acısından ayırıyorsun?

  • Aşık olduğun an verimsizsin, geçtikten sonra verimlisin. Aşk bir seyahat gibidir. Seyahatte hiçbir şey yapamaz insan. Yazı da yazamazsın…

Niye lap-top’la yazılıyor!

  • Hayır ancak not tutarsın. Özü olan, derin bir şey seyahatte çıkmaz. Seyyahlar da döndüklerinde yazarlar. Zaten aşkın avantajı budur, aşk bir hayat macerasıdır, her maceranın sonunda insana bir şey kalır. Macera yaşanırken üretilemez. Üretmek için yaşananın dışında durmak lazım. Aşk da böyledir.

Evet ama hiç avantaj saymadın!

  • Dedim ya, hayatta aşk denilen maceradan bir iki tane yaşamak iyidir. Yani o kendinden geçme halinden. Ama zaten bir tarafıyla da aşk çok sıradan bir şey, herkesin başına geliyor. Ve artık müstehcen sayılan bir şey. Çünkü kimse güçlü duygular görmek istemiyor modern zamanlarda. ‘‘Light’’ ilişkiler yaşamayı tercih ediyoruz. Herhangi bir ilişkinin ötesine geçebilen aşk, macera olan, kendinden geçtiğin, seni bir süre duraklatandır.

Derecelendirmeler nasıl yapılıyor bu arada? Aşk, tutku, sevgi…

  • Benim için yok böyle bir şey. Sadece iki şey var: Aşk var bir de ilişki. İlişki derken, evlilik olabilir, flört olabilir, fuhuş olabilir; biraz akılla ve yararlılığa, ihtiyaca göre kurulmuş bir şey.

Aşkta neler kazanılır, neler kaybedilir?

  • Kaçıp kurtarabildiğini kurtarır, kalanını kaybedersin! Ama ben hiç kendinden vazgeçmeden aşık olan kadınlar olduğuna da inanıyorum. Bu verici olmamak anlamına gelmiyor, ‘‘kelek’’e gelmeden de yaşanabilir bu. Aslında, hep kadınların verdiği ve erkeklerin hep talep ettiğini aldığı düzenekte bir tuhaflık var.

PATRONSUZ ÇIKAN DERGİ

Pazartesi Dergisi’nde herkes kadın ya, sıkılmıyor musunuz?

  • Zaten insanın hayatı işten ibaret değil, onun dışında da sıkılmıyoruz.

Peki aranızda küçük kıskançlıklar, çekişmeler kavgalar olmuyor mu?

  • Erkeklerin olması bunlara nasıl çare olabilir bilmiyorum! Ayrıca birinci soruya şöyle de cevap verilebilir: Sizi sadece erkekler mi eğlendiriyor?

Ortamın ‘‘karışık’’ olması elbette ki beni daha çok eğlendiriyor. Sürekli kadınlar arasında olsam sonunda sıkıntıdan ölürüm gibi geliyor!

  • Biz şu konuştuğumuz konuları sadece kadınlarla tartışmayı tercih ediyoruz. Her işyerinde tüm saydıkların olur, bizim dergide şu avantajımız var: Patronsuz çıkan bir dergiyiz. Bu dengelerin yumuşamasına sebep oluyor. Bunun dışında, hayat işten ibaret olmadığı için erkekleri görüyoruz. Hem de her yerde, fazlasıyla!

‘‘Kadın kadının kurdudur’’ derler, kadınlar kadınlara bakarlar, kadınlar kadınlarla rekabet ederler…

  • Ama bu rekabete erkekler sebep olur! Bir erkek o ortama girdiği zaman başlıyor bu. Biz toplumsal olarak kadınlarla erkeklerin bir arada olup öyle bir rekabetin olmadığı bir şeyi kurmayı hedefliyoruz. Ayrıca rekabet huzur verici bir şey mi?

Her şeyin hayatta huzur vermesi gerekmiyor! İki kadın erkeksiz bir ortamda da rekabet edebiliyor…

Rekabet mutluluk da vermez, huzur da. Sadece insanı provoke eder. Bu iyi bir şey mi?

O zaman geceliklerimizi giyelim, üzerine de eski pis hırkalarımızı çekelim, karşılıklı geçelim, huzur içinde ölelim!

Başka bir dünya olsa, rekabetten ya da mecburiyetten çalışmasak, sadece yapmak istediklerimizi yapsak…

Tags: , , ,


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑