Yazarlar

Published on Eylül 12th, 2018 | by Avrupa Forum 2

0

Anadolu’nun müslümanlaştırılması ve Kızılbaşlık / Alevilik – Erdal Boyoğlu

Anadolu’nun müslümanlaşma sürecinde Arap saldırılarının birinci derece etkisi vardır. Anadolu’nun siyasal anlamda müslümanlaşması selcukluların müslümanlığı benimsemesiyle başlamıştır., İslamiyetin egemen din hali selçuklularla oldu. Aslında bu dönemdeki siyasal egemenlik Selçukların elinde ama şeriata karşı islam dışı akımlarda varlıklarını sürdürmüştür. Özellikle bunların başında Şamanistlik ve Kızılbaşlık gelmektedir (11-15 yüzyıllar arasında) .

Anadolu da gerek arapların gerekse selcukların siyasal egemenlikleri ve barbarlıkları sonucu Anadolu halklarının sunnileştirme sürecinin de başlangıcıdır aynı zamanda. Yine müslüman olmayan nüfus da kendi geleneklerini sürdürmeye devam etmektedir.(15-19 yüzyıllar arası).
Anadolu da osmanlının yasadığı buhran ve yenilgiler, özellikle parçalanma süreciyle birlikte yeşeren Türkcü İttihak Terakki’nin izlediği politik yol, ırkçı ve islamcı bir yoldu. Bu yol Cumhuriyet’e devredilen siyasal persektifiyle gayri müslimlerin tasviyesiyle müslümanlaşmanın (sunnileşme) süreci tamamlanmıştır. (19.y.y sonu 20.yy. başı)
Dolasıyla Abbasi saldıralarının başlangıcı 786-861 döneminden 20 yy başlangıcına kadar uygulanan saldırı, talan ve barbarlık Anadolu’nun başında kara bir bulut gibi dolaştı hep. İslamiyet özellikle 7.yüzyıl sonlarında egemenlik savaşında tayin edici bir süreç oldu. Bundan doylayı egemenlik savaşında belirliyici bir siyasal güc olarak egemen gücün iktidar olma yolunu açtı. Anadolu da Türkmenlere karşı sürgün ve yağma süreciyle başlayan saldırılar, islamı daha da güçlendirdi. Anadolu’ya yerleşen Türk boyları 950’lerde ilk müslüman türk devletini kurdular. Karahan’lılar islamı seçen ilk Türk boyudur. Karahan’lılarla başlayan islamlaşma süreci, Türk boyları arasında islamlaşmaya yöneldiği bir sürecin baslangıcı ve ilk adımları olmuştur ve Selcuklularla devam etmistir. Kısacası türkmenler arasında islamı seçenlerle seçmeyenler arasında çok ciddi savaşlar meydana geldi. Yoğun saldırı ve direnis ilişkisinden sonra 300 yıl gibi bir zaman sonrası müslümanlığı resmi din olarak kabul edenler galip geldi.
İslamiyetin, Anadolu’ya geçisi 10 yy sonrasıdır. ( Daha geniş bilgi için Nasıl Müslüman Olduk, Osmanlı Gerçeği. Erdogan Aydın ve Osmanlı Toplumsal Düzeni ve Osmanlı Kimliği. Taner Timur)
Asıl önemlisi Araplar, Selcuklular ve Osmanlılar islamiyeti anadolu toplumuna egemen kılmak için başvurduğu hile ve oyunlar, yalanlar, baskılar, katliamlar ve talanlarla olagelmiştir. Dolayısıyla bunlar, baskıcı ve hileli yöntemlerle egemen güç olmuştur.
Özellikle sunni toplumda yaygın olan Alevi-Kızılbaşlar için söylenen mum söndürüyorlar, anayı bacıyı tanımıyorlar, birbiriyle yatıp kalkıyorlar yalanı, Yavuz Sultan’ın Çaldıran savaşı sonrası uydurulmuş bir yalandır. Yavuz Sultan’ın arkasına aldığı sunni Kürt aşiretlerini güçlendirmek ve siyasal bir güç haline getirmek için İdris-i Bitlis ile ittifak yapmıştır. Kızılbaşlık-(Alevilikle) ilgili en büyük söylenti ”Mum söndü”dür. Kızılbaşlıkta en büyük büyük suç zina sayılmasına rağmen, bu iftira yapılmıştır.Çaldıran savaşı öncesi Şah İsmail Anadolu’da gelisen Şii yanlısı yeni bir güçtü. Şah İsmail’in dayandığı siyasal ve dini güc İmam Cafer’in tarikatcı islamcı Şii’lik idelojisiydi. İmam Cafer, kendisinin Peygember soyundan olduğunu söyleyerek Hz.Ali yanlısı bir çizginin öncüsü olmuştır. Abbasi ve Emevi karşıtı islamcı Şii tarikatın başını çekmiştir. Şah İsmail dönemi, Ehli Beyt kavramıyla tanışılan sürecin kısmi bir başlangıcıdır.

Osmanlılar,Tanzimat’a kadar okullarda İslam tarihi okutmuştur. Şaman geleneklerinden göçebe atalarından, Türkmenlerden, Türkce’den söz etmemek için her türlü yol ve yöntemi deniyorlardı. Cumhuriyetciler ise, Osmanlı tarihi yerine ”resmi tarih” yazarak tek’lik anlayışlarını okullarda okuttular.Türklerin Anadolu’ya girişini 1071 yılında Alpaslan’nın Bizans İmparatoru Romanos Diegones yenerek girdiğini yazdılar. Oysa Türklerin Malazgirt savaşından önce Hazar Denizi’nin güneyinden Anadolu’ya girdiklerini tarih sayfalarında yazılmaktadır.
1047’de Erzurum -Hasankale’den Anadolu’ya yayılan Türkler Batı Anadolu’ya geçmiştir.
Bu dönem bir çok Göçebe Türk boyları henüz islamı kabul etmemiştir ama Abbasiler, islamı yaygınlaştırmak için her tarafa saldırıyorlardı. Abbasiler ilk olarak Tuğrul Bey ile ilişki içine giriyorlar, Abbasi halifesi Kaimbiemrillah’a yardakcılık yapan Tuğrul bey müslümanlığın yayılması için saldırılara başlıyor. İlk olarak Şamanist göçebe türkmenlere saldırılar gerçekleştiriyor.( Tuğrul bey Şamanistlere kafir diyor) Müslümanlık önce Mavera’ün Nehr’de tarım ve ticaretle uğraşmaya başlamış yerleşik Türkler tarafından kabul görüyor. Göçebelilik ve yerleşiklik çelişkisi, Müslümanlık ve Kafirlik olarak bir dinsel çekişmeye dönüşüyor.
Osmanlının üçüncü padişahı Sultan Murat öldürüldükten sonra , Türkmenler yalnızca ordudan ve saraydan kovulmakla kalmadı, zorla kırsal kesimlere sürülmüştü. Böylece o korkunç Türkmen düşmanlığı ve zorunlu iskan dönemi başlıyordu.
Şamanist Türkler Kimdir?
Şaman Türklerinin, Orta Asya’dan göçüp gelen ve Anadolu’ya yerleşen türk boylarının inancıdır. Ateşin ve güneşin kutsallığına inanan samanlar, kendi geleneklerini sürdürüyorlardı. Anadolu’ya ne zaman geldiklerine dair bir çok görüş vardır. Bu konuyu geçiyorum çünkü bu başlı başına bir araştırma konusudur. Abbasiler döneminde mi?, Bizans imparatorları tarafından İran’a karşı Balkanlardan bazı türk boylarının getirilmesiyle mi?, Yoksa IV. yüzyılda, Hun İmparatorluğu içinde gelerek Anadolu’ya ayak bastığı mı? Ya da Türkmenistan’dan kalkıp batıya, yani anadolu’ya akın akın gelmeleri mi? her neyse. sonuçta Şaman oğuz boylarından, Kınıklar, Kayılar, Bayındırlar, Baraklar, Yıvalar, Salurlar, Avşarlar, Beğgiller, Boyatlar, Yazırlar, Kara Bölükler, Alka Bölükler, Yüreğliler, Dodurgalar, Alayundlular, Döğerler, İğdirler, Peçenekler, Çavurlular, Çepniler, Çaruklular, Kargınlar, Kızıklar, Yaparlar, Eymirliler, Kıpçaklar, Harizmler, ve daha niceleri XI yüzyılın ortalarından itibaren akın akın gelerek Anadolu’yu zorla mesken tutuyorlar.
Tuğrul bey’in Abbasi halifesinin kızıyla evlenmesi sonucu islamla tanışıyorlar. Abbasiler döneminde Karmati, Babek deneyimleri, Selçukluda baba ilyas ayaklanmaları. Şeyh Bedrettin, Şahkulu ve Kalender Çelebi ayaklanmarıyla devam eden bir halk geneği ile gelişen bir süreç. birbirini izleyen bu ayaklanmalar zalimlarin baskısına karşı insanca, adaletli bir yaşam içindi.
Abbasi, dolayısıyla Emevi, Selçuklu ve Osmanlı Devlet geleneği İslam gaza felsefesiyle cihan hakimiyeti idadline bağlanması ve devlet geleneklerinin yeniden üretilmiş ifadesidir.

KIZILBAŞ-ALEVİLİĞİNİN İSLAMLA İLİŞKİLERİ
Siyasal anlamda İslam, 10 yılı Hz. Muhammed ve 29 yılı da dört halife devri olmak üzere toplam 39 yıl içinde çeşitli entirikalarla bu sürede Dört Halife oldu. En son halife Hz. Muhammet’in hem damadı hemde amcasının oğlu olan Hz. Ali idi.Hz. Ali bir cami’de namaz esnasında öldürüldü. İlk halife Ebubekir’in halifeliği sadece 2 yıl sürdü ve eceliyle öldü. Diğer iki halife Osman ve Ömer iktidar kavgalarında dolayı öldürülmüştür. Ömer’i öldüren ve başını kesen ise Ebubekir’in oğlu Muhammet’ti.
Hz. Muhammed’in Mekke’de verdiği mücadele 632 yılında ölümüyle son buldu.
Son halife Hz. Ali, Arap Peygamberi Muhammet’in mirasına sahip çıkamamıştır. Misyonunu ve önderlik gücünü gösteremediğinden dolayı ve entrikalar arasında yetersiz kaldığından Muaviye devri ile birlikte yeniden başa dönüldü, topraklar yine Kureyş’li ağaların eline geçmiştir. 661 sonrası, toplumların temel üretim kaynağı olan toprakların paylaşımı üzerinde yükselen aşiret ve mezhep kavgaları, İslam coğrafyasını yangın yerine dönüştürmüştür. Muaviye iktidar olmak için önüne gelen her türlü engeli aşmak istiyordu.
Muaviye ”Emevi Devleti’nin kurucusu” ve oğlu Yezid iktidara gelmek için her türlü baskı ve hilakar yolları deneyerek iktidar oldular. Hz. Hüseyin, biraz da babasına sitem ederek taraftar kitlesiyle kerbela yoluna çıktı. Muaviyenin haksızlıklarına tavır aldığından dolayı arkasında büyük bir potansiyel güç vardı. Ama kerbela’ya vardığında arkasından gelen taraftarları yolda dökülmüştü. Kala kala 70 kişilik, akrabaları ve çoluk çocukla kalmıştı. Kerbela’da Yezid’e biat etmedi ve sonuna kadar mücadele etti. Hz. Hüseyin’in başı kesildi ve onunla birlikte olan herkes kılıçtan geçirildi. 661 yılından 680’deki Kerbela olayına kadar savaş, egemenlik savaşıdır. Çürüyen İslam medeniyetinden çatallaşıp ayrılacak olan sürecin habercisi Kerbela’dır. Hz.Hüseyin’in Kerbela de öldürülmesinden sonra, Muaviye’ye biat etmeyenler üzerinde baskı ve zulüm hiç eksilmedi her gün katmer katmer artarak çoğaldı hep. Bu tarihten sonra, günümüze kadar ve günümüzde de İslam’ın bütünlüğünü savunan gelenek, paradoksal bir şekilde “Sunni” mezhep olarak görülmektedir. Kavramların İslam’ın tarihselliği içerisindeki anlamı ”Sunnilik” olarak algılandı. Fakat çeşiti kırılmalar sonucu yaşanılan süreç bir çok yeni keşifler ortaya çıkardı. Yüzyıllardır kabul edilmeyen Kızılbaşlık -Alevilik islama yamandırmak için yeni yeni keşifçiler ortada türedi…
Ancak bu kavramların içerikleri, kendi tarihsel sorunlarından, sınıf mücadelelerinden soyutlanarak, gerçek islam olma yolunda kolay bir nemalanma yolu olarak görülüp, “gerçek İslam’ın” temsilcisi biziz söz dalaşına dönüştürülmüştür.
Gerek günümüzün İslam mezheplerine ”Hanefi, Maliki, Şafii, Şii ” ( Fettullahcı, Nurcu, Süleymancı,Hizbullahçı, Menzilci, Nakşibençi , Caferi, Ehli Beyitçi vb tarikatların) varlığı gerekse de Şia mezhebi bu kayıkçı dövüşün içinde yer almışlardır.
Anadolu’da Kızılbaşlık-Alevilik, topraksız ve yoksul köylü ile küçük üretmenlerin Selçukludan başlayarak günümüzde dahil bütün iktidarlara karşı bir muhalefet geleneği başlatmıştır. Bu anlamda, Anadolu’da yaşamış olan bütün dinsel, milletsel, sınıfsal muhalefet geleneklerinden de etkilenmiş ve etkilemiştir.
Selçuklu derebeyliğinden bu yana (Osmanlıda bu konumlanış daha da artmıştır.) İslam’ın Sünni ve hatta sadece Hanefi mezhebinin “seçkinlerince” temsil edilmekteydi. Kemalist seçkinleri de laiklik kılıfı altında, sistemden nemalanarak ve nemalandıkları oranda, söylemlerinin aksine, daha köktenci bir şekilde, Ortodoks İslam mezheplerinin içinde konumlandı.. Ne yazık ki Aleviler laiklik adı altında kendilerine yabancılaştırılarak sunniliğin pençesine bırakıldı. Alevilikle ilgili tek bir kelime bile geçmeden laiklik kisvesi altında asimile edilmek istenen aleviler cumhuriyet sonrası devlet olanaklarında mahrum edildiler. Alevi köylerine camiler dikilerek sunni devletin yaptırımlarına mecbur bırakıldılar.

Osamanlı döneminde Kızılbaş katliamları…
İkinci Murat’ın 1427’ de Amasya, Tokat Çorum da yapmış olduğu katliam, 1515 ve devamında, Yavuz Sultan Selim’in yapmış olduğu Çaldıran katliamı, Kanuni Sultan Süleyman’ın Kızılbaş katliamı, İbrahim paşa (Pargalı), Devşirme iktidarın sembolü, Kanuni’nin kızkardeşiyle evlenen paşa. Süklün Koca, Baba Zinnun, ve Kalender Çelebi ayaklanmalarını bastırıyor. Paşa ünvanı alan Pargalı İbrahim’nin yıllık maaşı 3 milyon akçe (60.000 düka) ve ayrıca 400 kölesi var.. 1545-1574 tarihlerinde İskipli Ebussuud Efendi’ nin yapmış olduğu “Kızılbaş katliamı”, 1570-1574-1583 yıllarında Amasya Merzifon dolaylarında yapılan Kızılbaş katliamları, Kuyucu Murat Paşanın 1606 ve sonrasında yaptığı katliamlar, 1656-1661 Celali isyanları sonrası yapılan katliamlara bakıldığı zaman: Osmanlı tarihi aynı zamanda bir de Alevilerin katliamları tarihi gibidir. Yaşanan Bütün katliamlar egemen güç devlet tarafından yapılmıştır. Ama bu güne kadar,ne Aleviler, kendilerini devlet ya da devletlerin baskı ve katliamlarındın koruyup, kurtarmanın yol ve yöntemlerini bulabilmiş, ne de devlet Alevilere baskı ve katliam uygulamaktan vaz geçmiştir. Osmanlı denilen devlet ve tarih, Türklerin devleti ve tarihi olmadığı gibi başka herhangi bir ulusal aidiyetin içine sığdırılamaz. Osmanlı, kozmopilit bir imparatorluk gerçeğine tekabul etmektedir.
Kızılbaş ve Alevi katliamlarını anmak,matem tutmak ve ajitasyon yapmak için değil, bu tür katliamların tarihine bakarak, geleceğe yönelik dersler çıkartmak gerekiyor. Gerekiyor çünkü, uzak geçmişi dikkatle incelendiği ve yaşanarak da görülmüş olan yakın tarihe bakıldığında, Alevilerin tarihinin adeta bir katliamlar tarihi olduğu kolayca görülür.
Gerçekten öylesine Kızılbaş Alevi düşmanlığı yapılıyordu ki, Kızılbaşlar yurtlarını terk edecek kadar baskı görüyorlardı.
Osmanlılar kendi tarihlerini Şaman geleneklerini unutturmak için öncelikle Orta Asyadan getirdikleri kültürlerini ve dillerini inkar ederek kendilerine en büyük haksızlık yaparak tarihe damgasını vurdular.
Osmanlı’nın otoriter gücüyle kendine yön veren T.C Ve bu bakış açısıyla farklılığın zenginliğine tahammülsüz oldular.Cumhuriyet ilkesine ve laiklik felsefesine sarıldılar ama günümüze kadar tüm yaptırımlarını inkar ve asimilasyon ile gerçekleştirmiştir. 12 Eylül faşizminin en büyük silahı Türk -İslam Sentezi alevileri kendi kimliklerinden mahrum etmek için içten yıkmanın araçlarını hayata geçirmenin yollarını yine aleviler içinde bulmuştur. Cumhuriyetçi Eğitim Merkezi ”CEM” İzzettin Doğan, Dünya Ehli Beyit Vakfı, Caferiler, Fermani Altun gibi sahış ve kurumları devreye sokularak Alevilerin asimilasyon süreci tamamlanmak istenmiştir.
Din ve millet sorar isen, aşıklara din ne hacet
Aşık kişi harap olur, aşık bilmez din diyanet. Yunus Emre.
Aleviler yüzyıllar öncesi aştıkları sunniliğe ve şeriat kurallarına geri döndürülmek isteniyor. Aleviliği kurandan ve imam caferden refarans bulma arayışları Aleviliğin içinin boşaltılması gibi çok tehlikeli sonuçları olan Alevi düşüncesinden ciddi bir sapmaya işaret etmektedir.
Oysa Alevilik yolunda Aleviler, camiye ve hacca gitmemiştir, şeriatın ceza hukukuna, içki yasağına, özel mülküyetin kutsanmasına, cehennem inancına itibar etmemiştir. Allah adına inançlarını başka halklara egemen kılmamıştır, insan öldürmemiştir, cihat çağrıları yapmamıştır, cihadı kabul etmemiştir, 72 millete bir gözle bakmıştır, 72 inancı bir saymıştır. Tanrıya kulluk bilinçini kabul etmemiştir, Alevilik sunni-şii geleneksel islami kurumsallaşmalarına karşılık, Cem töreni, dedelik, taliplik, Musahiplik gibi kurumlaşmalarla onlardan özsel anlamda ayırmıştır. Alevi önderlerinin elinde saz ve dilindeki deyişler vardır.
İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen, ya nice okumaktır. Yunus Emre
Aleviliği, İslamdan ayıran temel krıterler…
Alevinin namazı yoktur, zaaflardan arınmış insana, Pir’e niyazı vardır, İbadet mekanında cami değil Cem evidir, Kadın ve erkek yüzyüze gerçekleştirdiği Cem töreni vardır, Alevilerin kıblesi mekke değil, İnsandır. Semah ve Müzik Cem’in en temel ögesidir, Sunni ve Şii gelenekte küfür ve günah sayılan dem (içki) bu törende kullanılan ögelerden biridir.Cem aynı zamanda toplumsal sorunların çözülmesi işlevini görür, küskünler barıştırılır, haksızlığa uğrayanların hakları iade edilir, olumsuzluk yapanlar dışarı çıkartılır, vb.Cem ibadeti Sunni-Şii ibadetinden ayrıdır. Alevi inancında insanın tanrıyla ilişkiside bir kulluk değil aşk, dostluk ve muhabbet ilişkisidir. Alevilikte Tanrı eleştirilebilen, kendisinden korkulmaması gereken sevgi sembolu olan bir anlamdırmaya sahiptir, İslamın olmazsa olmaz şartlarından biri olan Ramazan orucu da Alevilikte söz konusu değildir. Muharrem ve Hızır oruçları islamı geleneğin tamamen dışındadır. Gerek Selçuklulara gereksede Osmanlılara inançsal ve ulusal yönden ters düşen Aleviler ve Bektaşiler müslümanlık adı altında egemenler tarafından kendi potasında eritmek her dönem gündemdeydi. İttihak ve Terakki Hareketi’de, Atatürk’te haksızlığa karşı çıkan Alevilerden yararlanmaya çalıştı. Özellikle İttihak veTerakki’ciler, Kemalistler egemenlilerini ilan ettiklerinde „ Tek tip olmayı, tek tip toplum yaratmayı, Tek ırk, tek din, tek dil yaratma hesaplarıyla egemenliklerini ilan edinceye kadar yararlandılar. Atatürk 1925’de tekkeleri kapattı. Göstermelik olarak Bektaşi Dergahını ziyaret etti. Aynı zamanda Alevilerının tüm dergahlarını yasakladı.(Şafii Kürt tekkelerinide yasakladı ) T.C döneminde Aleviler tarafından her yönden umut bağlanan Atatürk ; Alevilere resmi düzeyde hiç bir hak vermedi, demokratik olarak alevilerin hiç bir talebini kabul etmedi. Varolan ya da korunan ibadet yerleride kapatıldı. Atatürk döneminde de Cem törenleri hiç bir zaman açıkca sergilenmedi, Her zaman Cem’ler gizli yapıldı. T.C’nin tarihinde Alevileri ve Kürtleri Türkleştirme ve İslamlaştırma adı altında asimile ederek eritmeye ve kimliklerini unutturmaya çalıştı. Sözümona Laik olduğunu söyleyen bir devlet Alevilere islamın şartlarını şart koşarak Laikliğini gösterdi.
Osmanlı’dan Cumhuriyet sistemine bırakılan siyasal sürec dinde de, ırkta da izlenilen yöntem hep şiddet kültürünü görmekteyiz. O gün de bu gün de değişen elle tutulur, gözle görülür pek önemli siyasal bir gelişme yoktur. Yavuz Sultan Selim’in Şeyhülislam’ın da da onun yerine Diyanet İşlerinde görevli imam ve hocalar fetvalarında Kızılbaş-Alevilerin Cem’lerini ahlak dışı ve mum söndü oynuyorlar diye göstermekteyd.Osmanlıdan günümüze kadar Aleviler, hala yok sayılmaktadır. Her iki devlet kurumu da Alevilerin meşru direnişlerini “katli vaciptir” fetvasını çıkararak şiddet kültürünü benimsemişlerdir.
Anadolu’da yaşayan halklar arasında var olan Şamanistlik,Kızılbaşlık,Vefailik, Kalendirilik, Bektaşilik insan sevgisine dayanan bir felsefe olmakla birlikte islamcı şiiliğin temsil ettiği şeriat anlayışından tamamen uzak ayrı özellikler taşımaktadır.
Yavuz Sultan’ın ittifak yaptığı kürt sunnilerinden,İdris-i Bitlis ile Kürdistan üzerine çeşitli anlaşmalar yaparak. (7 maddelik) Şah İsmai’e karşı Sunni kürtleri yanına çekmiştir.
Yavuz’dan, İdiris-i Bitlisi’den günümüze kadar gelen “mum söndü” yalanın iğrençliği hala sunni islam arasında dolaşmaktadır. Erbakan’ın gulu gulu dansı yapıyorlar, Erdoğan’ın cümbüş yeri dediği cem evleri, Şevket Kazan’ın mum söndü yapıyorlar dedikleri,Yavuz Sultan’ın yoludur.
Kızılbaşlık, Anadolu’daki kavimler kapısında önemli bir yere sahiptir. İnanç mozayiğinde Hayderilik, Kalenderlik, Vefailik, Bektaşilik vb isim ve örgütlenmeler altında kendine ait karakterini sürdüregelmiştir. Özellikle Şah İsmail’den etkilenerek Hz. Ali olgusunu Aleviliğe dönüştürerek sürdüregeldi. Alevilik kavramı Şah İsmail’in Şii’liğinden (İmam Cafer’liğinden) etkilenen süreciyle gelişen bir başlangıçtır.Şah İsmail öncesi Alevilik kavrami yoktur. Hacı Bektaş Veli’de tek kelime Ali ve Alevilik geçmemektedir.
Emevilerin, Selçukların, Osamanlıların ve Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini islam ve resmi mezhebi de sunnilik olmuştur. Egemen yönetimler, resmi inançlarına ve baskılarına rağmen, çok geniş bir sosyal yanı olan Kızılbaşlık-Alevilik, Bektaşilik,Şamanistlik,Zerdüştlik,Ezidilik karşısında zorlanmıştır. Bu nedenle aşağılamak için, çeşitli iftiralarda bulunmuşlardır.
Kızılbaş-Alevi inancına göre herşey insandadır, Bu nedenle insana çok önem verir. Kızılbaş-Alevilikte zina, hırsızlık, iftira, insan öldürme, saldırganlık, düşmanlık, küskünlük, boşanma, kumar oynama vs gibi durumlar,insanlık dışı olarak görülür. Bunların cezası da Ayın-ı Cem sırasın da alınır. Hiçbir kötülüğün cezası, öbür dünyaya bırakılmaz. Cem evlerinde, “ceza verilen kişi buna layıksa terbiye için; layık değilse haksız verilmişse mertebe içindir” Yakın zamana kadar Kızılbaş-Alevi toplumu, kendi sorunlarını kendi arasında çözerdi, mahkemelere pek gitmezlerdi. Kızılbaş-Aleviliğin mahkemeyi gerektirmeyecek kadar, sosyal ve adil bir yapısı vardır.
Alevilik ne Şii, ne de sunni mezheblerinin hiçbirinde olmadığı gibi Müslümanlığın, Alevilik üzerinde bir örtü oluşturmasının ötesine gidememiştir. Bazı Alevi dedelerinin İmam Ali soyundan oldukları iddiası ise, bu dedelerinin bilgisizliğinden kaynaklanıyor. Egemenlerin asimilasyoncu politikalarının etkisinde kalan dedelerin yaydığı yanlış bilgilendirmedir. Bir kere Hz. Ali araptır. Araplar Türklerle karşılaşmadan ve Türkler müslüman olmadan önce İmam Hüseyin Kerbela’da Emeviler tarafından öldürüldü. Dolayısıyla Türk veya Kürt dedeler nasıl bu soydan olabilecekler.
Alevilerin inanç önderlerine Pir denir. Zerdüştler de Pir derler. Aleviler ibadet yerine baba evi derler. Zerdüştler de aynı kavramda kullanırlar.
Kızılbaşlıkta var olan müsaiblik kurumu, Zerdüştlükte de vardır. Araplarda yoktur. Kızılbaş-Alevi gelenekleri Zerdüşt’lüğe benzer yanlarından daha çok vardır. Kızılbaşların-Alevilerin islam’da, Ali ve evlatlarını sevmelerinin dışında, hiçbir benzerliği yoktur. Alevilerin, islamın hiçbir şartı ile ilgileri olmadığı gibi, kendilerine has üç temel şartı vardır. Eline, Beline, Diline sahip olmak.(hırsızlık yapmamak,zina yapmamak, yalan söylememek) bu üçlemin Hitit uygarlığında varlığı söz konusu ama Araplarda bu üçleme yakın bir şey görülmemektedir. Alevilere göre bir insanın gönlünü yapmak, bin kabe yapmaktan daha kutsaldır. İslam’da ise kutsal olan yer kabe’dir, kuran’dır.
Bir alevi dedesi şöyle der; “Allah eve girmez sırrı mutlaktır. Dört duvara secde kılan ahmaktır. Haccetmeden maksat gönül yapmaktır. Sen de be hey Nazım gönül yapsana. Herşeyin varlığı senin özündür. Cenan için gören senin gözündür. Aleme hükmeden senin sözündür. Kalbin kürsüdür, sultan sendedir”. İşte böyle insana dair olan.Kızılbaş- Alevilik inancına gçre herşey insandır. Bu nedenle insana büyük önem ve değer verirler. Kızılbaşlığın- Aleviliğin şeriat kuralları ile hiçbir ilgisi yoktur. Alevilik felsefesinin temel taşı ve ilk ideoloğu Ebu- Vefa’dır. Uygulayıcıları, Baba İlyas,Baba İshak, Hacı Bektaş Veli, Şeyh Bedrettin, Seyit Nesimi, Kalender Çelebi, Pir Sultan Abdal’dır. Alevilik başta Zerdüşt olmak üzere, anadolu’daki bir çok farklılığın zenginliğini taşıyan bir Anadolu felsefesedir. Anadolu kültürüdür.
Zerdüştüğün, Şamanistliğin insan sevgisini, Kerbela’nın direnişini, Hacı Bektaş’ın ‘okunacak en büyük kitap insandır’ sözünü kendine örnek almıştır. Kızılbaş-Alevilik’te ruhsal zenginlik hep ön plandadır “Bir lokma, bir hırka,” felsefesi ile hareket edilir. Halklar arasında ilişkilerin eşitlikçi ve adaletli olması benimsenir. Yönetimlerin toplum için varolduğuna inanılır. Dayanışmanın zerafetini, halkların kardeşliğini benimser.
Anadolu coğrafyasında, toplumları ezen, zulüm eden yönetimlere( Araplara, Emevilere, Selçuklara ve Osmanlılara ) karşı çıkmışlardır.
Günümüzde kimileri Alevilerin Şii, kimileri de İslamın özü olduklarını iddia etmektedir. Alevilik ne Şii, ne de İslamın özüdür.Kızılbaşlık-Alevilik Anadolu’nun kavimler kapısıdır. mozaiğidir, kültürüdür, eşitlikçi ve adaletli insan ruhudur.

Özellikle Hacı Bektaş Veli’nin şu dörtlüğü Alevilerin-Kızılbaşların sesi ve yüreği olmuştur;
Hararet nardadır sacda değildir/ keramet baştadır tacda değildir/ Her ne ararsan kendinde ara/ Kudus’te Mekke’de Hac’da değildir/. Aleviler insan eksenli bir inanç geleneği ile karşı karşıyadır. Durum buyken Aleviliği İslam ve Şii’liğe yamamak isteyenler bu soruları cevaplamalıdır.
Cennet cennet dedikleri
Bir ev ile birkaç huri
İsteyene ver sen anı
Bana seni gerek seni. Yunus Emre

Evrensel hukuk, özgürlük,eşitlik, adalet kavramları Alevi toplumu tarafından her dönem benimsenerek günümüze kadar gelmiştir. Aleviler: eşit haklar temelindeki örgütlenmeyi benimseyerek, demokratik kitle örgütlenmesine gitmişlerdir. Çeşitli demokratik toplum örgütlerinin yanında hem kültürel hem de inançlarını ifa etmek için Cem Evleri yapılanmasını da organize ederek ibadetlerini özgürce yapmak istemişlerdir.. Devlet ve Diyanet, Cem Evlerini ibadet yeri olarak kabul etmiyor, Alevilere Sunileşmeyi dayatıyor. Osmanlı devletin den T.C ye kadar Alevilerin nesi tanındı ki, Alevilik ve Cem Evleri de tanısın?
Atatürk ve CHP tek parti döneminde, hem de sonrasında Alevilere baskı ve zulüm uygulamaktan başka hiçbir şey vermedi. Aleviler kendileri olmadıkça, kendi öz dinamikleri ile, kendi kaderlerini tayin edecek bir politik konum elde etmedikçe kimse onlara hiçbir şey vermez, veremez. Kimin, hangi partinin, hangi hükümetin kendilerine ne verip ne alacağına bakmaksızın” hak verilmez alınır” perspektifini Alevilerin kendi tarihsel gerçekliğiyle hayata uyarlaması gerekiyor.

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑