Almanya

Published on Ekim 30th, 2018 | by Avrupa Forum 3

0

Almanya: Yerel seçimler Merkel’i koltuğundan ediyor – Erkin Erdoğan

Berlin’den Erkin Erdoğan, yerel seçimleri ve ırkçılığa karşı mücadeleyi yazdı.

28 Ekim’de Hessen’de, 14 Ekim’de Bavyera’da yapılan eyalet seçimlerinden çıkan sonuç koalisyon partilerinin aldığı ağır yenilgi oldu. Hessen’de Hristiyan Birlik partisi CDU önceki yerel seçimlere göre yüzde 11,3, sosyal demokrat parti SPD yüzde 10,9 oy kaybederken, Bavyera’da diğer Hristiyan Birlik partisi CSU yüzde 10,4, SPD ise yüzde 10,9 oy kaybetti. Alınan oy oranları SPD’nin Hessen’de, Hristiyan Birliğin ise Bavyera’da Federal Almanya Cumhuriyeti tarihinde elde ettiği en kötü sonuç.

Merkel bu gerilemeyi durdurabilmek için Aralık ayında yapılacak parti kongresinde 2000 yılından beri sürdürdüğü genel başkanlığa ve 2021 seçimlerine tekrar aday olmayacağını açıkladı. Sonuçlar SPD için de liderlik krizini derinleştirecektir. Koalisyon partileri bu denli oy kaybederken, seçimlerin en büyük kazançla çıkan partisi ırkçı-popülist AfD. AfD oylarını her iki eyalette de yüzde 9-10 dolayında artırdı ve yerel parlamentolarda çok sayıda sandalye elde etti. Seçim sonuçları neoliberal merkez siyasetin yaşadığı çok katmanlı krizi göstermesi açısından önemli mesajlar taşıyor.

Sonuçlar

4,4 milyon kişinin oy kullandığı ve geleneksel olarak CDU’nun ve SPD’nin güçlü olduğu Hessen eyalet seçimlerinde CDU yüzde 27 (-11,3), SPD yüzde 19,8 (-10,9), Yeşiller yüzde 19,8 (+8,7), AfD yüzde 13,1 (+9,0), Liberaller yüzde 7,5 (+2,5) ve Sol Parti yüzde 6,3 (+1,1) oy oranına ulaştı. CDU hala Hessen’in en güçlü partisi, ancak bu rakamlar 1966’dan beri alınan en kötü sonucu ifade ediyor. SPD için ise gerileme daha da dramatik. İlk kez bu eyalette partinin oyları yüzde 20 bandının altına inmiş durumda.

Yaklaşık 7 milyon seçmenin oy kullandığı ve Almanya muhafazakârlarının en önemli kalesi olan Bavyera’da ise CSU yüzde 37,2 (-10,4), SPD yüzde 9,7 (-10,9), Yeşiller yüzde 17,5 (+8,9), AfD yüzde 10,2 (+10,2), bir başka merkez parti olan Özgür Seçmenler yüzde 11,6 (+2,6) ve Sol Parti yüzde 3,2 (+1,1) oy aldı. Bu sonuçlarla CSU Bavyera’da 1962 yılından beri ilk kez yerel parlamentoda çoğunluğu kaybedip bir koalisyon ortağı arama zorunluluğuyla yüz yüze geldi.

Oy kayışları

Hessen seçimlerindeki oy kayışlarına dair anketlere bakıldığında CDU seçmeninin en çok Yeşiller ve AfD’ye, SPD seçmeninin ise büyük oranda Yeşiller partisine kaydığı görülüyor. Bu sayede Yeşiller, SPD ile aynı oy oranına ulaştı ve CDU ile Hessen’de tekrar yerel koalisyon kurabilecek güçlü bir parti konumuna geldi. Bu kayışın arka planında SPD’den umudunu kesmiş merkez/orta sınıf seçmenin kendisine sistem içi yeni bir alternatif arayışını görüyoruz. Sol Parti’nin söylemi bu kesimler için fazla radikal kalıyor ve partinin sağ bir koalisyona yanaşmaması onu merkez seçmenin gözünde seçenek haline getirmiyor.

Yeşiller ise bir süredir merkezde dolaşan seçmenin ilgisini çekmek amacıyla partiyi sol kanattan iyice arındırdı ve kendisini CDU ile ülke düzeyinde de koalisyon yapabilecek ana akım liberal bir parti haline getirdi. Bu strateji Hessen’de başarıya ulaşmış görünüyor. Almanya çapında yapılan genel seçim anketlerinde de Yeşiller’in oy oranı Ekim sonu itibariyle yüzde 20 düzeyine çıktı. Yeşillerin seçmeni diğer partilerle kıyaslandığında Almanya’da en yüksek gelire sahip seçmen kesimini oluşturuyor. Partinin büyük ölçüde serbest meslek sahiplerinden, beyaz yakalılardan ve devlet memurlarından oy aldığı tahmin ediliyor. Dolayısıyla merkez/orta sınıf seçmenin Yeşillere kayması aslında ne bir sürpriz ne de merkezden bir kopuş anlamına geliyor. Eğer merkezdeki erimeden bahsedeceksek bunu AfD’ye kayan oylar üzerinden okumalıyız. Hessen’de CDU ile yapılacak olası bir koalisyonda küçük ortak olmak Yeşiller’e ne getirip ne götürecek göreceğiz.

AfD sağ spektrumda yer alan yoksulların sistem karşıtı öfkesini örgütleyen bir siyasi akım olduğunu Hessen ve Bavyera seçimlerinde bir kez daha kanıtladı. Son süreçte sokakta giderek daha görünür hale gelen mülteci karşıtı ırkçı şiddet dalgası AfD’nin arkasındaki temel rüzgâr. Chemnitz’deki faşist saldırılar ve medyanın gözü önünde Nazi selamı veren gruplara devlet görevlilerinin gösterdiği hoşgörü sağ tehdidin geldiği yeni bir aşamayı temsil ediyor. Aynen Pegida’da olduğu gibi, AfD bu gösteri dalgasının siyasi temsilcisi olarak kendini konumlandırdı. Faşizme ve ırkçılığa karşı sokak mücadelesinin yaygınlaşamadığı durumda AfD’ye oy kayışını durdurmak oldukça zor. Ana akım partilerin parlamentoda AfD’yi kınaması ve yapılan soyut tartışmalar ırkçı bir çizgiye kayan tabanı geri getirmiyor.

Sol Parti ve ırkçılığa karşı mücadele

Sol Parti Hessen ve Bavyera’da oylarını az da olsa artırdı. Ancak merkez partilerin bu kadar büyük oy kaybı yaşadığı bir ortamda bu artışı başarı olarak değerlendirmek mümkün değil. Sol Parti’nin yükseliş yakalayamaması büyük ölçüde partinin parlamento grubu eş başkanı Sarah Wagenknecht önderliğindeki kanadın başlattığı iç tartışmadan ve bölünmüş bir parti görünümünden kaynaklanıyor. Göç ve iltica gibi önemli başlıklarda “açık sınırlar” üzerinden başlayan tartışma önce bir fikir ayrılığına, sonrasında ise Wagenknecht’in açık sınırlar çizgisine karşı çıkan “Ayağa kalk” adlı yeni bir siyasi hareket başlatmasına kadar vardı. Bu partiler üstü hareket AfD’ye kayan oyların bir kısmını, o seçmenle çeşitli biçimlerde empati yaparak geri kazanmayı amaçlıyor. Ancak AfD’nin giderek radikalleştiği ve Nazilerle arasındaki çizginin belirsizleştiği bir ortamda bu söylemin başarı şansı pek yok.

Siyasetteki gerilimin ve toplumdaki kutuplaşmanın arttığı bu süreçte “#unteilbar – Bağımsız ve özgür bir toplum için – Sınırları kapatma, dayanış!” sloganıyla yapılan gösteri mücadelenin nereden ve nasıl yürütülmesi gerektiğini bizlere çarpıcı biçimde gösteriyor. 13 Ekim’de binlerce sivil toplum kuruluşunun, inisiyatifin ve bireyin yaptığı çağrı toplumda büyük bir karşılık buldu ve hükümetin mülteci politikasına ve ırkçı saldırılara karşı 250 bin kişi Berlin’de buluştu. Bu gösteri Irak savaşından beri Almanya’da yapılan en büyük kitlesel yürüyüştü ve eylemin en önemli özelliği toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren, birleşik ve çok renkli bir hareket yaratabilmiş olmasıydı. Şimdi bu başarılı eylemin ardından #unteilbar eylemini yaratan birliktelik yola nasıl devam edeceğini tartışıyor. Mücadeleci bir çizgide büyük kalabalıkları bir araya getirmek ve dayanışmanın bayrağını yükseltmek mümkün.

2017’nin Eylül ayında yapılan Almanya genel seçimlerinin ardından bir koalisyon krizi yaşanmış ve ancak aylar sonra, 2018’in Mart ayında hükümet kurulabilmişti. SPD’nin o zaman hükümette yer almak istememesinin nedeni yaşadığı büyük gerilemeyi durdurmaktı. Başka bir koalisyon alternatifi ortaya çıkamayınca SPD sözünden dönerek hükümete girme kararı aldı. Şimdi yerel seçim sonuçlarından görülüyor ki aradan aylar geçmiş olmasına rağmen SPD tekrar hükümette olmanın bedelini ağır bir şekilde ödüyor. Merkez siyaset göç ve mültecilik gibi konular etrafında çatırdarken bir de toplumda eşitsizliği artıran neoliberal politikalara daha fazla yol verilmesi SPD’nin tabanında partiye olan güveni iyice sarsmış durumda. Henüz sol spektrumda merkez partilerin dışına taşan kitlesel bir radikalleşmeden bahsetmek mümkün değil, ancak mücadeleci ve görünür bir sol alternatifin bunu yaratması için koşullar giderek olgunlaşıyor.

Erkin Erdoğan / marksist.org

 

Tags: , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑