Avrupa

Published on Ocak 11th, 2017 | by Avrupa Forum 2

0

Ağır ve sancılı bir kuruluş süreci: HDK-Avrupa geliyor – Deniz Reyhan

 

HDK-Avrupa kendini siyasi eylem ve etkinlikleriyle var edecektir. HDK girişimleri ve meclislerinin siyaset üretimleri ve siyasal inisiyatif üstlenmeleri kuruluş çalışmasının temel bir yönüdür.

İçerisinde yer alan yapıların HDK’yi kendi varlıkları için küçük de olsa bir tehlike olarak görmeleri kadar saçma bir şey olamaz. Kuşkusuz yapılar, kadrolar, çalışmalara katılan bütün bireyler birbirlerinden etkileneceklerdir, kesinlikle etkileşime girmeli ve birbirlerinden öğrenmeli, etkilenmelidirler de.

Bundan daha doğal ne olabilir ki! Bu etkileşimlerin, kadroların deneyim ve bilgilerini birleştirmesine ve sentezlemesine, “hepsini aşan görüş açılarının” oluşumuna katkı sağlayacağını, kadroların ufkunu, iddia ve özgüvenini büyüteceğini Türkiye’deki HDK deneyiminden iyi biliyoruz.

  • – – – – – – – – –

Kısa Tarihçe

HDK-Avrupa’nın kuruluşuna götürecek siyasetin inşası ve örgütlenmesi çalışmaları ancak 2016 yılının girişinde belirginleşebildi. Oysa bilindiği gibi, HDK Türkiye’de 2011 Ekim’inde kuruldu. Orası Türkiye ve Kuzey Kürdistan, burası Avrupa denebilir tabii!

Öyle ya, somut koşulların somut tahlili diyen bir marksist siyaset diyalektiği de var zaten! Ama Avrupa’daki yapıların ve etkinliklerinin yelkenlerini Türkiye ve Kürdistan’dan esen rüzgarların şişirdiği gerçekliğini bilenler için tuhaf bir seyircilik durumudur bu. Kurucu örgütsel öznelerinin Avrupa’daki izdüşümleri bağlamında HDK’nin doğal olarak yankısını bulması beklenirdi. Neden öyle olmadığı üzerinde ayrıca durulmalıdır.

Kürt ulusal özgürlük hareketi ile devrimci sosyalistlerin ikili ilişkilerinde, HDK’nin Avrupa’da kuruluş ihtiyacı ve sorunu birçok kez tartışma, görüş alışverişi ve eleştiri konusu olur. Fakat ulusal özgürlük hareketinin ilgisiz tutumunda kayda değer bir değişim sağlanamaz. HDK ve HDP’ye karşı Avrupa sahasında 2015’e kadar süren ve vurdumduymazlığa varan ilgisizlik, 2014 cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarında açığa çıkan fiyaskoda kendini oldukça olumsuz biçimde gösterir. Bu seçim mücadelesinde dikkate değer bir örgütlenme ve siyasal etkinlik ortaya konulamaz.

Avrupa’da 2015 Haziran seçimlerine öngelen 3-4 aylık döneme yayılan seçim mücadelesi temelinde oluşan birleşik örgütlenme ve birlikte çalışma biçimleri büyük bir coşku ve enerji açığa çıkartır. Emekçi sol hareketin safl arında yer alan “örgütsüz kadrolar” seçim inisiyatiflerine, komisyonlarına yaygın ve etkin bir şekilde katılırlar. Seçim mücadelesine güç ve enerji kattıkları kadar kendileri de güç ve enerji alırlar. İçerisinde yer alan ya da dokunan herkesi etkileyen, özlemi duyulan coşkulu bir siyasi mücadele ve orada mayalanıp uç veren, siyaset ve ilişki tarzında değişim ve yenilenme eğilimidir.

Kent kent, ülke ülke örgütlenen seçim komisyonları veya seçim mücadelesi inisiyatifleri, bileşimleri  ve çalışma tarzları itibarıyla, HDK örgütlenmesinin benzeridirler. Buradan bakıldığında, Avrupa’da HDK kuruluş çalışmalarının 2015 Haziran seçim mücadelesinde başladığını kaydetmek yanlış olmaz.

Devrimci sosyalistler, seçim mücadelesinde oluşan örgütlenmelerin HDK kuruluş girişimlerine dönüştürülmesini ve HDK kuruluş çalışmasının dayanakları haline getirilmesini önermişlerse de, bu kabul görmemiş, ne yazık ki kendileri de önerileri yönünde zorlayıcı ve sürükleyici bir pratik, irade ve inisiyatif geliştirememişlerdir.

Seçim mücadelesi döneminin yarattığı “yeni tip” örgütlenmeler, yönsüzlük ve belirsizlik içerisinde çözülüp sönümlenirler. Yalnızca Berlin ve Paris seçim mücadelesi örgütlenmeleri HDK girişimlerine dönüşerek varlıklarını sürdürür, alanlarında HDK kent meclislerini kurarlar. 2015 Haziran seçim mücadelesinin yarattığı ilgi, etki ve enerji, ortaya çıkardığı sonuçlar, ulusal özgürlük hareketini HDK’nin Avrupa’da bir ihtiyaç olduğuna ve kurulması gerektiğine ikna eder, bu yönde bir siyasi irade oluşturmasını getirir.

NAV-DEM’in, AvEG-Kon ve SYKP’nin Avrupa’da HDK’nin kuruluşuna dair düşünce ve planlarını yayınlamalarıyla, kuruluş çalışmaları böylece “resmen” ancak 2016 Ocak’ında başlar. Esasen, HDK Avrupa’nın kuruluşuna yönelik en ciddi adım, krizli biçimde 2016 Mart’ında atılır. Almanya’da seçim mücadelesinin sonuçlarını değerlendirme temelinde bir HDK girişim toplantısı gerçekleştirilir ve bir yürütme kurulu seçilir. Taraflar düşünce ve irade birliğine ulaşamamışlardır. NAV-DEM dayatmacı duruşuyla, oluşturulmuş Yürütme Kurulu’nun işletilmesini önler.

HDK eşsözcülerinin de katıldıkları 8 Mayıs Brüksel toplantısı, HDK-Avrupa’nın örgütlenmesi bakımından ciddi bir ilerlemeyi ifade eder. 8 Mayıs toplantısı, Almanya toplantısından sonra geçen 2 aylık sürecin özeleştirisini yapar. Özetle, ülkeler ve olabilecek kentlerde HDK kuruluş çalışmasını yürütecek, öncü inisiyatif üstlenecek ülke ve kent girişimleri yürütmeleri ağı yaratılamamıştır.

Ulusal özgürlük hareketinin taşıdığı sorumluluk eleştirilir. HDK-Avrupa’nın kuruluş çalışmasını yürütecek olan, oluşturulamayan bu “birleşik öncü örgüt” ağıdır. HDK-Avrupa girişiminin koordinasyon ve yürütmesi yeniden yapılandırılır. Daha sonraki aylarda HDK-Avrupa’yı kurma girişimleri ülkelerde ve kentlerde örgütlenir. Kent meclisleri kurulmakta ve ülke meclislerinin kuruluşu için hazırlık çalışmaları yürütülmektedir.

Ülkeler ve kentlerde HDK’nin örgütlenmesi çalışmaları eşitsiz bir şekilde sürer. Yaygın biçimde sahiplenme ve seferber olma sorunları yaşanır, taahhütlerin yerine getirilmesinde, kararların uygulanmasında ciddi sorunlarla karşılaşılır. Program ve tüzük taslaklarının hazırlık süreci bunun çarpıcı örneğidir. NAV-DEM, kararlaştırılan süreçlerde görüş, öneri ve eleştirilerini bildirmez, sonra da süreci başa döndüren kaba ve dayatmacı tarzda bir tutum takınır.

22 Ekim Brüksel toplantısı sürecin eleştirel bir analizini yapar, sorunların çözümüne dair özeleştirel yaklaşımlar temelinde dersler çıkartır. 4-5 Şubat 2017’de Avrupa Kongresi’nin toplanmasında anlaşılır ve kuruluş sürecinin görevleri ana çizgileriyle belirlenir. OHAL’e karşı önümüzdeki aylara yayılacak siyasal bir kampanyanın yürütülmesi karar altına alınır.

Tabloyu tamamlamak için, 8 Mayıs toplantısında, HDK girişimlerinin kuruldukları andan itibaren alanlarında siyasal inisiyatif ve sorumluluk üstlenmelerinin, siyasal rollerini oynamaya yönelmelerinin karar altına alındığını da kaydedelim. Kuşkusuz HDK-Avrupa kendini siyasi eylem ve etkinlikleriyle var edecektir. HDK girişimleri ve meclislerinin siyaset üretimleri ve siyasal inisiyatif üstlenmeleri kuruluş çalışmasının temel bir yönüdür.

Özellikle kurucu özne örgütlerin siyasi mücadeleyi HDK yapılanması üzerinden yürütmeye yönelmeleri, HDK yapılanması üzerinden siyasal gündemlerini birleştirmeleri hayati önemdedir. Siyasi mücadelenin HDK üzerinden yürütülmesi, özgüçlerine dayalı faaliyet yürütme imkanlarını ortadan kaldırmadığı gibi, bağımsız siyasal eylem gücü ve yeteneğinin kaybedilmesi anlamına gelmez, aksine, bu bağımsız çizgiyi daha büyük kuvvetlerle yürütme yeteneği ve imkanı kazanmayı sağlar. Bağımsız siyasi çizgi, özgüçleriyle hareket etme çerçevesine darlaştırıldığında, kendi başına amaçlaşarak anlam yitimine uğrar.

Birleşik Mücadele Bakımından HDK Öncesi Durum Ve Düzey

Ocak 2013’te “Almanya Demokratik Güçbirliği Platformu” kurulur, sonra da diğer ülkelerde izdüşümü platformlar oluşur. 2013 Eylül’ünde de “Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi” (ABDEM) kurulur. Bu iki örgütlenme, yapıları ve işleyişleri farklı olmasına karşın, Avrupa sahasında Türkiyeli ve Kuzey Kürdistanlı değişik örgütlenmeler arasındaki“güçbirliği”, “eylem birliği” ilişkilerinde varılan düzeyi yansıtır. “Platform” ve “Meclis” yapılanmaları, bileşenleri bakımından oldukça benzer oluşumlardır.

İşleyişleri de esasen benzerdir, çünkü ABDEM, platform tarzı işleyişi çok da aşamaz. Ulaşılan düzeyi yansıtan bu iki yapılanma, gerçekleştirdikleri eylem birliklerinin yanı sıra, özellikle ulusal demokratik hareketin, demokratik Alevi hareketinin ve emekçi sol hareketin kitle tabanlarını bir araya getirebildikleri, bu üç eğilimin kitlesi arasındaki mesafeyi daraltabildikleri, temas ve etkileşime sokabildikleri ölçüde değerli ve anlamlı bir rol oynamışlardır.

Ulusal özgürlük hareketinin dönemsel bir yapılanma olarak ele aldığı ABDEM’in birleşik mücadelenin gelişimi bakımından özel itici bir güç olmaya yönelmesi beklenemezdi. “Meclis”, esasen konferans bileşenlerinin çoğunluğunun, örneğin “güçbirliğine” göre daha geniş katılımlı bir platformudur. Ülkeler ve kentler bazında yapılanma yönelimine sahip değildir.

Ülkeler ve kentlerde kitle katılımı zemininde bir cepheleşme yaratma iddia ve yönelimi yoktur. Zaten böyle olması gerektiği de söylenemez. Dönemsel özgün bir birleşik mücadele örgütlenmesi olarak ABDEM bugün sönümlenmiş bulunuyor. Herhalde ilgili tarafl arın bu gerçekliği resmileştirmeleri de gerekir.

Avrupa sahasında bir gelenektir: Ciddi bir eylem ve güçbirliği, birleşik mücadele örgütlenmesi karar ve iradesi oluşturulduğu hemen her zaman, onun ilk eylemi, “tanıtılması ve kavratılması” için seminer, panel vb. etkinliklerin düzenlenmesi olur.

Bunun olumlanması ya da olumsuzlanmasıyla ilgili değiliz. Fakat bu önemli bir göstergedir. Güç ve eylem birlikleri, bırakınız örgütlerin kitle tabanını, kadro ve bağlı örgütlerinin de dışında oluşturulduğu içindir ki, öncelikli görev tanıtım olmaktadır! Platform tarzı yapılanma ve işleyiş, kadro ve örgütleri, kitleyi özneleştirmeyen bu siyaset, ilişkilenme ve örgütleneme tarzı, cepheleşme/cepheleştirme ufuk ve yöneliminden yoksundur.

Eylem ve etkinliklerle ilgili kararlar, güç ve eylem birliğine katılan yapıların temsilcilerinin oluşturduğu güçbirliği platformunda sunulan önerilerin belli biçimlerde birleştirilmesi ve ortaklaştırılmasıyla alınır. Kitlelere, tarafl arın kadro ve örgütlerine çağrı yapılır. Platformun işleyişi, yer alan yapıların güç ve etkinlikleriyle de bağlı önemli keyfilikler, dayatmalar, oldu bittiler içerir. Anın, günün kurtarılması esastır. Güç ve eylem birliğinin başladığı yerden itibaren şu yönde ve şu tarzda ilerleme gibi bir yönelim, perspektif, iddia ve ufku yoktur. Bir nevi, gelişen durumlar, olaylar, sorunlar somutunda kendini tekrar eden bir ilişki biçimi ve siyaset tarzıdır bu.

2015’e damgasını vuran iki seçim mücadelesi sürecinde taban inisiyatifi niteliği de gösteren seçim mücadelesi örgütlenmeleri nedeniyle, değişik vesilelerle bu çalışmalarda ismi telaffuz edilse de, Demokratik Güçbirliği büyük ölçüde işlevsizleşmiş, tavsamış ve halihazırda önemli ölçüde işlemez hale gelmiştir. Bugün Avrupa sahasında birleşik mücadele yönelimleri bakımından mevcut duruma HDK-Avrupa’nın kuruluş çalışmaları ve HBDH eklenmiş, daha karmaşık bir durum oluşmuş bulunuyor.

Avrupa’da HDK İhtiyacı

Demokratik Güçbirliği ve ABDEM varken bu HDK da nereden çıktı, HDK’ye da ne gerek var! Avrupa’da HDK’ye ihtiyaç var mı? Evet bu gerçekten önemli bir soru. Demokratik Güçbirliği, ABDEM gibi yapılanmalardan ve eylem birliği, güçbirliği vb. ilişki biçimlerinden farklı olarak, HDK cepheleşme eğilimini, daha yüksek bir ilişkileniş ve birleşik mücadele düzlemini ifade ediyor. Program ve tüzüğünün, bir örgütlenme modeli ve işleyiş tarzının olması da bunu yansıtıyor.

Daha tam ifade etmek gerekirse, Türkiyeli ve Kürdistanlı göçmenlerle bağları olan, Türkiye ya da Kuzey Kürdistan’da mücadele eden yapıların Avrupa’daki izdüşümleri bakımından cepheleşme, günümüzde siyasal mücadelenin yakıcı bir ihtiyacı mı, değil mi?

Eğer Türkiye-Kürdistan ayrı, Avrupa ayrı denilmeyecekse tabii, öncelikle Türkiye ve Kürdistan için antifaşist güçlerin cepheleşmesi günün en acil ve en yakıcı ihtiyacı değil mi? Öyle ise bunun Avrupa sahasına izdüşümünün olması gerekmez mi? Hatta lokal olarak ele alındığında, Türkiyeli ve Kuzey Kürdistanlı göçmen emekçilerin devrimci, sosyalist, demokrat, yurtsever kesimleri için cepheleşme günün yakıcı bir ihtiyacı değil mi?

Aynı sorun başka şekilde de formüle edilebilir: faşist diktatörlükle mücadele eden Türkiyeli ve Kuzey Kürdistanlı yapıların Avrupa’daki izdüşümleri, Avrupa’da hem ayrı ayrı kendi ideolojik, örgütsel ve politik düzeylerinin ve hem de birleşik mücadelenin geliştirilmesi bakımından, hakeza geniş göçmen kitlelerine gitmek, onlarla ilişkilenmek bağlamında kendi verili durumlarından memnunlar mı? Yerli işçi sınıfları ve mücadeleci güçlerle ilişkiler, Avrupa işçi ve emekçilerinin, enternasyonalistlerin desteğini almak bakımından durumun memnuniyet verici olup olmadığını da sormalıyız.

Öyle ya, Demokratik Güçbirliği vardı, hiç yoktan iyidir, durumu idare edip gidiyorduk, çok değerli bazı katkılarının olduğunu, bazı önemli mücadeleleri örgütlediğini siz de söylüyorsunuz, o zaman şimdi bu HDK’yi örgütleme ısrarı oyun bozanlık olmuyor mu? Mantık yürütmüyoruz; gerçekten de HDK Avrupa’nın kuruluş çalışması, bazı yapılara ve kadrolara oyun bozanlık gibi görünüyor. Cepheleşme ihtiyacı kuşkusuz yeni gündeme gelmiş değil. Cepheleşme sorunu uzun süredir Türkiye’de emekçi sol hareketin, ulusal demokratik hareketin, sendikal hareketin, demokratik Alevi hareketinin, demokratik kadın hareketinin, gençlik ve çevre hareketlerinin gündeminde bulunuyor. HDK bu ihtiyacın bilincini, yanıtlanması yönelim ve çabasını, plan ve perspektifini yansıtır.

Ama bugün politik islamcı, inkarcı, faşist saray diktatörlüğüne karşı cepheleşmeyi dert edinmeyenlerin, bakış açısının tam merkezine cepheleşme sorununu çözmeyi koymayı başaramayanların, yani diktatörlüğü yenilgiye uğratmak gibi stratejik bakış ve yönelimi olmayanların siyasal faaliyetleri de, varlıkları da devrimci bakımdan nasıl anlamlı olabilir ki?

Tabii ki, statükolarına tapınabilirler, kendilerini istedikleri kadar idealize edebilirler, kendilerini amaçlaştırarak olabildiği kadar varlıklarını sürdürmeye kilitlenebilirler. Bu yoldan ne kadar yaşarlar, varlıklarını sürdürmeleri, sürüne sürene, şairin dediği gibi bir çeşit “ağır ölüm” mü olur, bilinmez. Mümkün olmasına mümkündür, ama bundan devrimci olan herhangi bir şey çıkar mı, o da ayrı! Kuşkusuz Türkiye ve Kuzey Kürdistanlı göçmen emekçilerin siyasal bakımdan ileri bölükleri için cepheleşmek çok acil bir ihtiyaç. Yani her şeyden önce kendileri için bir ihtiyaç.

Mevcut durumda göçmenlikten kaynaklanan talepler ve sorunlarını güçlü bir tarzda dile getiremiyor, göçmen hakları ve sorunları bağlamında eşit haklar mücadelesini güçlü tarzda yürütemiyorlar. Göçmen emekçilerin ileri bölüklerinin ayrı ayrı örgütlenmeleri, milyonlarla sayılan Türkiye ve Kürdistanlı göçmen emekçiler arasında etkili olamıyorlar. Keza yerli sınıf örgütleri, hak örgütleri ve temsili kurumlar nezdinde etkili olamadıkları da açık bir gerçektir. Mevcut yapılanış ve ilişkileniş tarzı, yerli işçi ve emekçilerin, enternasyonalistlerin dayanışmasını örgütlemek ve desteğini almak bakımından  vasatın bile altında değil mi?

Bugünkü durumda, Türkiye’deki ırkçı ve inkarcı, sömürgeci-faşist politik islamcı saray diktatörlüğüne destek veren hükümetler ve uluslararası kurumlar üzerinde ne kadar etkili olabiliyor, desteklemekten caydıracak tarzda ne kadar politik baskı yapabiliyoruz? Cepheleşme ihtiyacını gösteren, bize Avrupa da HDK’nin gerekliliğini anlatan başka bir temel gerçekliktir bu. Verili duruma biraz daha yakından ama soyutlayarak bakmakta yarar var.

Verili durum dediğimiz mevcut durum nasıl oluşmuştur? Hiç değilse herkesin üzerinde birleşebileceği genel bir tanı koyalım: mevcut durum ve düzey siyasi yapıların, mücadelelerini ve örgütlenmelerini geliştirerek, yayarak, büyüterek, ilerleterek ulaştıkları, elde ettikleri, tırmandıkları bir yükseklik değildir! Bilakis daralarak, küçülerek, sınırlanarak ve maalesef geriye düşerek oluşan, bu zemin gerçekliğinde gelişme ve büyüme iddia ve perspektifinin silikleşip kaybedildiği, var olanı koruma ve sürdürmenin temel amaç haline geldiği bir düşünüş tarzı ve pratiğin eseridir mevcut durum. Bürokratizm ve statükoculuk mevcut duruma damgasını vurmaktadır, ama bizzat onu üreten de bu zemindir. Daha kötüsü, bu durumun kabullenilmiş, kanıksanmış ve kireçlenmiş olmasının yarattığı derin konformizmdir.

Her bir örgüt bazında sağlaması yapılabilecek bu analiz, özsel bakımdan güç ve eylem birliği ilişkileri için de geçerlidir. Avrupa sahasında birleşik mücadele yönelimi yukarıdaki siyasi ve örgütsel gerçekliğe dayanmakta ve onun tarafından koşullandırılıp sınırlandırılmaktadır. Avrupa sahasında güç ve eylem birliklerinin ötesini göremeyen, arayamayan konformist ve statükocu yaklaşımlar böylece anlaşılır olmaktadır. Fakat bunun yalnızca Avrupa sahasındaki yapılanmaların kendilerinden kaynaklandığı da iddia edilemez. Onların her birinin, bir bütünün “parçaları”, daha doğrusu izdüşümleri olduğunu da gözden kaçırmayalım.

Özetle, güçbirliği platformu, egemen siyaset ve ilişki tarzını, örgütlenme ve çalışma tarzını dönüştürücü, devrimcileştirici etkide bulunamadığı gibi, bilakis zaten oluşturucu yapıların statükolarının dokunulmazlığına dayanmaktadır.

Ağır İlerleyen Sancılı Bir Süreç

Yukarıdaki özetten de görülebileceği gibi, Avrupa’da HDK’nin kuruluş çalışmaları ağır ve sancılı biçimde ilerledi. Sorumluluğu AvEG-Kon’a, NAV-DEM’e ya da SYKP’ye yüklemenin veya her birine eşit taksim etmenin bir yararı yok. Sürecin ağır ve sancılı ilerlemesi, HDK-Avrupa’yı kurma çalışmasında yer alan yapıların, çalışmaya katılan örgütlü-örgütsüz tek tek bireylerin, kadroların eksiklik ve hatalarının ötesinde bir gerçeklik. Bu gerçeklik kavranırsa, çıkabilecek zorlukları ve sorunları öngörebilmek, daha dirayetli, sabırlı ve iradi tarzda yürümek mümkün olur.

 

Not: Bu yazı, yazarın da izniyle “Marksist Teori”den alınmıştır.

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0Share on Tumblr0Email this to someone

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑