8 Ek..." /> 8 Ekimde Bern'de TİSA protestosu var, duydunuz mu? - Hakan Gürgen yazdı


Emek

Published on Eylül 26th, 2016 | by Avrupa Forum 1

0

8 Ekimde Bern’de TİSA protestosu var, duydunuz mu? – Hakan Gürgen yazdı

 

8 Ekimde Bern’de TİSA protestosu var, duydunuz mu?

Hakan Gürgen “avrupaforum” için yazdı

 

schweiz-tisa-02AL Zürich, Alliance Sud, attac, Digitale Gesellschaft, Greenpeace, Grundrechte, Grüne Schweiz, Junge Grüne Schweiz, JUSO Schweiz, SGB, SOLIFONDS, SP Schweiz, Syndicat ADETRA, Stopp TiSA Bündnis Basel, tier-im-fokus.ch, Unia, Uniterre, VCS, VPOD ve bu listeye sonradan eklenen onlarca kurum herkesi TİSA’ya karşı eyleme çağırıyor!

Bu çağrıyı yapanlar listesine bakınca bana en çarpıcı gelen durum, bu listede bir tane bile Türkiyeli örgütün yer almamasıdır.

Bu durum:

a) Türkiyeli siyasi yapıların, „üzerinde yaşanılan“ Avrupa ve bizim özgülümüzde İsviçre’deki hayata ve siyasete karşı ilgisiz kalması ile…

b) Bu çağrıcılar listesinde yer alan kurumların aslında – İsviçre’de neredeyse her gün büyük bir „sokak gücü“ sergileyen – Türkiyeli yapılara yönelik ilgisizliği (ya da aynı anlama gelmek üzere tersi) ile…

c) Türkiyeli siyasi yapılanmaların kendi özgün ve özel gündemlerine (ülkeden gelen destek çağrılarına / ihtiyaçlarına) tek boyutlu olarak kendilerini bağlamış olmaları ile..

…açıklanabilir mi?

Bu yukarıda sıralanların hangisi doğrudur? Birisi mi? Hepsi birden mi?

 

Bu ilgisizlik sürdürülemez, sürdürülmemelidir!

stopp-tisaBurada aktardıklarımdan, sakın ha: „İsviçreli sol, – öyle ya da böyle, az ya da çok – bizim eylemlerimize ve etkinliklerimize destek sunuyor, o halde bizlerde onların sorunlarında, onların yanında durmalıyız“ gibi bir sonuç çıkarılmasın.

Sokak eylemlerimizde ve kendi etkinliklerimizde bolca kullanılan: „Hoch die internationale Solidarität!“ sloganını bilmeyenimiz, hatta bu sloganı atmayanımız herhalde yoktur.

Her an yeni ve derin bir zulüm, her gün bir katliam yaşayan – yitip-gitmekte olan – bir ülkenin insanları olarak bizlerin, bu talebi yükselmemizde hiç bir beis, hiç bir sakınca yoktur.

Bu yapılabilir, yapılmalıdır. Bu slogan, devamen, hatta daha güçlü atılmalıdır.

Ancak, burada farkedilmesi gereken: şimdi gündemde olanın: „İsviçre solu ve demokratları ile dayanışma” olmadığıdır. Ya da tam söyleyecek olursak, “yanlızca bu kadarcık” olmadığıdır.

Bu farklılık, mutlaka görülmelidir, anlaşılmalıdır.

Şimdi „Hoch die internationale Solidarität!“ mantığı içerisinde „TİSA için sokağa çıkacak olan İsviçre ilericilerine destek vermek“ diye bir konu ortada yoktur.

Burada şimdi “kapımızda bekleyen tehlike olarak”, bu TİSA anlaşması“ mağdurları asıl olarak “bizler”izdir.

TİSA kaybedenleri“ öncelikle bizler, biz göçmen emekçiler olacağızdır. Asıl bu anlaşılmalıdır.

“TİSA” temelde bir “Service” anlaşmasıdır, başta hizmet sektörü olmak üzere, özelikle ve öncelikle „düz işçileri“ vuracak olan bir „özelleştirme dalgası“nı da beraberinde getirecektir. Yani şimdi, „uluslararası dayanışma gereği“ olmak yanı sıra, güncel olarak TİSA’ya karşı „kendimiz“ için sokağa çıkmamız, sürekli mücadele etmemiz gereği de vardır.

Asıl çarpıcı olan durum budur.

 

TİSA nedir? Nedir bu meret?

ttip-ceta-tisa-03(TİSA) Trade in Services Agreement adlı anlaşma, İsviçre’nin Cenevre kentinde elliye yakın ülke tarafından – gizlice – konuşuluyor. Bu yarı-gizli faaliyet 2012’den beri sürdürülmektedir.

Bu işin başını ABD çekmektedir. Bunu daha anlaşılır kılmak için „ABD öncülüğünde yeni bir ekonomik-NATO inşaa edilmek istenmektedir“ denilebilir.

İsviçre sokakları bundan on yıl kadar önce yine Cenevre’de bu kez MAİ (WTO) anlaşmasına karşı, yanı diğer isimlendirme ile „Dünya Ticaret anlaşması“ saldırısına karşı büyük, hatta devasa gösterilere sahne olmuştu.

Bu gösteride, – eylem İsviçre topraklarında gerçekleşmesine karşı – Alman RoboCop polisinin gözetimi sözkonusu olmuştu. Kıssadan hisse: sermaye sınıfı ve uluslararası egemenler, başları sıkışınca hemencecik ortak bir „güvenlik bloku“ oluşturmaktadırlar, Özetle egemenlerin „sınıf bilinci“ bu denli derindir ve çıkarlarına bir „tırmık“ halel gelince, saldırganlıkları ve cüretleri „sınırsız“ oluvermektedir.

8 Ekim’de Bern’de böylesi bir „güvenlik önlemi“ beklemiyorum. Çünkü, ezilenlerin, çalışanların İsviçre’de TİSA’ya (TTİP/CETA/TİSA) karşı mücadelesi henüz güçlü değildir. Yani „atılacak gol“ün bizim kale filelerimize vereceği zarar henüz tam görülememiştir, tam anlaşılamamıştır.

Oysaki, Almanya’da Berlin’de 250 bin kişi sokaklara dökülmüştü. Daha bir kaç gün önce 17 Eylül’de yine Almanya’da 7 ayrı büyük kentte toplam 320 bin kişi TTİP/CETA/TİSA protesto eylemine katılmışlardı.

İsviçre bu bağlamda „uyumaktadır“. Uyuyan yalnızca „atılacak gol“ün en büyük zararını görecek olan yabancı /göçmen işçiler değildir, aynı zamanda, İsviçre emekçilerinin maalesef büyük kesimidir. 8 Ekim Bern eylemi / mitingi bu geri ve tutuk duruşa son verecektir.

Tehlike kapıdadır.

Zengin İsviçre’nin egemenleri, zenginleri sonsuz semirmeye devam ederlerken, İsviçre’nin tüm çalışanları yıllardır „gerçek gelir“lerinin gerilediği zaten hissetmektedirler, ama bu kez karşı karşıya kalınan, İsviçre çalışanlarını bir tür „ortaçağ karanlığı“na sürükleyecek: iş güvencesini, yaşam standartlarımızı ve tarihsel mücadelelerden gelen tüm hakları „öğütecek“  olan bir cepheden açık saldırıdır. TİSA, bizler için bu anlam ve değerdedir. TİSA’ya mutlaka karşı konulmadır ve TİSA durdurulmalıdır..

Şimdi, uyanık olup, haklarımıza ve „sınıf çıkarlarımıza“ Kürt, Türk, Süryani, Egeli, Karadenizli, Arnavut, Portekizli, İspanyol, Alman, İtalyan, Fransız, kara derili-ak derili tüm göçmen kardeşlerimiz ve İsviçre’li emekçilerle birlikte omuz-omuza sahip çıkmamızın tam zamanıdır.

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0Share on Tumblr0Email this to someone

Tags: , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑