Yazarlar

Published on Nisan 3rd, 2017 | by Avrupa Forum 2

0

40. sanat yılında bir ozan-dengbej – Hüseyin Yamaç

KÜRT SANAT TARİHİNE ADANMIŞ BİR ÖMÜR!..

40. sanat yılında bir ozan-dengbej; Ali Baran.

Dersim’in Hozat/ Bargini köyünde 1956 yılında dünyaya gözlerini açmış çocukluğunu zorluklarla geçiren yoksulluğun ve yaşanan Dersim soykırım trajedisinin öncelikle gençliğin olgunlaşmadan olgunlaştırdığı bu coğrafyanın bir insanı.

O da gençliğinin güzel ve çileli yıllarında her Dersim”li gibi hayatı ve yaşamın zorluklarını tanıyıp büyüdü.
Bir babadan iki anneye ait on kardeşten biridir Ali, sanatla uğraşmayan türküler söylemeyen neredeyse yok bu aileden! Pardon “kadınların sesi de çok iyi olmasına rağmen” erkekler bu geleneği babadan oğula adeta bir miras almış gibiler.
Her biri, ki ; Ali’nin, Suat’tın, Vedat’ın , Nihat’ın ve İsmet’in olduğu kadar Aziz abinin de sesi hep biri birinden farklı olsada bir bütünün sanki eş parçaları gibiler.
Ne mutlu ki babadan oğula mülk değilde, böyle bir gelenek miras olmuş.
Umarım ve dilerimki bu yeni yüz yılda da bu ses bu topraklarda hep gürleyen bulutların toprağa düşen baranı olarak devam etsin.

Baran Kürtçe’de yağmurdur.

Kim istemez yağmuru!
Olmazsa, yağmazsa yağmur ne olur doğamız, ne olur topraklarımız, nasıl yeşerir ekinlerimiz?
Nasıl!
Renklenir doğamız.
..,
O babasında söz açılırken ne de mutlu olur bil bilseniz!.
O an; o salına salına tu jurda hati”yi söylerken de adeta onun gibi aşık olmuş bir genç delikanlı gibidir.
İşte bundandırki hep şimşekleri çeker üstüne.
Aşık olmak, bir aşık için en güzel olandır.
Ax lo were tu pır şirin’i, bej na zırawe…
Kim istemez!
..,Bu tanışma dostu ve düşmanında tanıma yıllarıdır. Her yanı zulmü görmüş acıların sızısını duymuş bir halkın çığlıkları ile doludur Dersim.
O nabı Nabi desede.
Sağında Munzur solunda Harçik kucağına almış sırtını dayamış dündüle.
Aşıklar ozanlar, bu çığlığın sesi ve kılamaları ile dolar bu jaru diyarlarda.

Korku uzun süre bu coğrafyada baş belasıdır!

Geçmişe dair uzun yıllar konuşulmaz.
Yazılmaz, yazan ve konuşanında payına hep acılar düşerdi.
Buna karşın sanatçılarımızın nakış nakış işledikleri kılamlar dilden dile dolaşır, tıpkı daye daye gibi, oy Qezal el el kajiye gibi.
…!
Etkilenmeyen yoktur Deniz’lerden.
Oda etkilenir Deniz’den!
O da bu kervanın bir emekçisi olarak Deniz kuştun Yusuf kuştun rabın rabın hefa van bıgrın türkülerini çağırırdı.
Korku artık korkuyor olmuştu 80’lı yıllarda bu topraklarda yüreklerde korkuyu üretenlere korkusuz bir duruş vardı artık.

Onunda dilinde bu korkusuz türküler sıralanırdı.

..,Sanata yakınlığı aileden gelen ve babasından miras bir özellik. O önce babası Mahmut Baran’ın türkülerini çalar. Sonra kendisi bu sürecin bir emekçisi olarak sanat dünyasının babadan Cegerxun’a uzanan hayatın içinde kendisinin de yazdığı söz ve müziği kendisine ait onlarca kaset cd vb bir çok esere imza attı.

O geride bıraktığı 40. yılın serüveni ve özel ve sanat hayatı Dersim’den Almanya’a bir insanın ömürünün yarısından fazlasından bir sürecin çok önemli yıllarını da Almanya – Karlsruhe kentinde vatandaşlıktan atıldıktan sonra o sürgünde geçirdi.
O benim kabbem insandır diyen, Kürtlerin yanında özellikle ezilen horlanan yok sayılanlar ve katline fermanlar çıkarılan kızılbaş bir dengbejdir.
Dem demi çalarken geçer kendinden ve yaşar adeta döner semaha.

Örencilik iş ve sanat hayatı hep içi içeydi.

Onunla 80’lı yıllarda tanıştım kısa bir süre sonrada ilk kasetini Hürriyet tutkusu ve Lo were ile sanat tutkusuna devam etti.
Heyecanlıydı atak ve gençlik özellikleri ile dolu önemli bir özeliği vardı.
Gecelerde mitinglerde de devam eden sanat hayatının önemli günleri sürgünde geçen bir çok sanatçı gibi onun da 20 yılı hasreti hep doğduğu topraklara dair oldu.
Ve o türküleri orada söylemek olan ve dinleyicileri ile kucaklaşmak arzusu hep o uzun yılların hasreti içinde hep saklıydı!
Arada geçen yasaklı yıllardan sonra ülkeye geri dönen yasaklı bir çok sanatçı gibi oda şimdi sırası deyip çıktı yola yeniden!
Dersim’den-Vana’a Amed’den İstanbul’a Londra’dan bir çok yerde yine sahne aldı.

Sahneden uzak olan bir sanatçı, sudan çıkan bir balık gibidir ve asla yaşamaz!

..,”Yasaklar bir kaderdir sanki bu topraklarda”!

KÜRD’e ve Ozan’a yazara, düşünene ve düşündürene! O da nasipsiz dönmez bu süreçten! Hozatta ve Diyarbakır’da çıktığı bir çok konserden sonra tutuklanır göz altına alınır.

Bu ülkenin zindanları hep sanatçının yazarın aydın’ın mekanıdır. Bursa’da Nazıma ve Güney’e Edirne’de Demirtaş’a Amed’e İbrahim’e, Gökhan’a ve Mazlum’lara.
Mahkemeler başlar cezalar biçilir.
Sus denir.
Söyleme denir.
Konuşmayın istenir.
Ama, o türküler kılamlar susarsa biz ölürüz der.

Olsun iki gözüm, olsun, ne olacaksa der 10 ay değil, 10 yılda olsa verilen cezaya aldırış etmez ve devam eder söylemeye.

Dünkü etkinlikte de ifade ettiği gibi bizim yazılı tarihimiz yok. Ama, bizim türkülerimiz var.
İşte; söylediği gerçekliğimize o böyle işaret ediyordu.

Velakin, Baran ; yağmurdur, berekettir sabır ve göz yaşıdır bu coğrafyanın insanının dilinde.
Halkı için sanat yapan sanatçılar yaşar, çıkarları için sanat yapanlar ölür.
Devrimci bir sanatçı duruşu ile halkların kardeşliği ve ezilenlerin özgürlüğü için çalışırsa onun ömrü 40 yıl değil, ebedi olur.

Başarılarının devamını diler sağlıklı nice yıllar hewal Ali.
Bımıne weşiyede.
Aşk ile.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0Share on Tumblr0Email this to someone

Tags: , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑