Yazarlar

Published on Nisan 16th, 2018 | by Avrupa Forum 2

0

1 Mayıs’a doğru – Aziz Tunç

Yaşadıklarımızı anlamak açısında son dönemde yaşananlarının göz önüne alınması faydalı olacaktır. Önce ilk gelişme olarak HDP kongresini hatırlamak gerekir.

7 Haziran’dan bu yana HDP’nin, yöneticilerine, milletvekillerine ve seçmenlerine yapılan baskının ölçüsünü tartışmanın bir anlamı yok.
Dünyanın gözleri önünde yaşanıyor, olup bitenler. En son kongreden bir gün önce yoğun ve yaygın tutuklamalar oldu, arkasında kongreye giden otobüsler alıkondu, yollar kesildi, kitle engellenmek istendi. Bütün bu baskı ve zorbalıklara rağmen halklar sel olup aktılar kongrenin yapılacağı Ankara’daki salona. Kimse bir an birle tereddüt etmedi, kaygı duymadı.

Herkesin gözlerinde yarın ne olacağım diye bir kaygının karanlığı değil, geleceğe ve partisine inanmanın parıltısı vardı. Kimse arabaların alıkonmasından, yapılan zorbalıklardan yılmadı, geri adım atmadı. Engellenen her otobüsün içindekiler, güçlü ve haklı olmanın gururuyla engellendikleri yerde halaya durdular. HDP kitlesi bu engellemelere yabancı değildi, çünkü. Bunların birçok versiyonunu yıllardan beri yaşamaktaydılar.

HDP kongresi yaşanan faşist diktatörlüğün ne kadar güçsüz olduğunu da ortaya çıkartmıştır. Her evde bir insanı tutuklayarak halkları korkutacak, teslim alacaklarını sanıyorlardı. HDP kongresinde bunu yapamadıkları, bir şamar gibi suratlarına çarptı. Sayısız katliamlar yaparak Kürt halkının özgürlük aşkından vazgeçiremediklerini gösterdi, direnenler.

Daha sonra gelen 8 Mart dünya emekçi kadınlar günü toplumsal mücadele ve kadınların emeğiyle yarattı değerlerin savunulması açısında son derece önemlidir. Bu anlamda Türkiye ve Kürdistan’da yapılan 8. Mart eylemsellikleri Erdoğan diktatörlüğüne karşı bir meydan okumaydı.
Ayrıca hem biriken öfkeyi dışa vuran hem de yeni öfkeleri biriktiren 8. Mart eylemsellikleri, toplumun hareketliliğinin görünür olmasında önemli bir rol oynamıştır.

Arkasında herkesin dikkatle izlediği Newroz kutlamaları Erdoğan’ın hiçbir istediğinin olamayacağının altını kırmızı kalemle çizdi.
Bütün bu eylemlerle, Kürt halkı, kadınlar ve tüm demokrasi dinamikleri Erdoğan’a, adeta “sen ne yaparsan yap sınırların var ve daha fazlasını yapamayacaksın” der gibi bir ders veriyorlardı.

Önümüzde 1 Mayıs var. Bu 1 Mayıs’ın halkların özgürlüğüne giden yolda önemli bir atılıma katkı yapması sağlanabilir. Önümüzdeki 1 Mayıs Kürt halkının Efrin’de, Kürdistan’ın ve dünyanın her tarafında ortaya koyduğu direnişin büyütülmesine hizmet etmelidir. 1 Mayıs’ın özgürlüğe giden yolda kazanma azmini ve kararlılığını büyüten bir atmosfer yaratmaya hizmet edecek görkemlilikte yapılacağından hiçbir kuşku duymamalıdır.

Bütün bunların yanında ve tabii ki en temel olarak, Kürt halkının direnişi, geleceği belirleyecek yegâne olgudur. Bu gerçek o kadar açık ve nettir ki, bu gerçeği hesaba katmadan en sıradan bir analiz bile yapılamamaktadır.

Kabul edilsin veya edilmesin, bu yaşanan süreçte, Tarih baba, Anadolu, Kürdistan ve Ortadoğu halklarının kaderinde Kürtlerin en etkili sözün sahibi olmasına yol açmıştır. Kürtlerde bu gerçeğin hem bilincedirler ve hem de bu gerçeğin gerektirdiği donanıma ve kararlılığa sahiptirler. Aslında bu durum Kürtlerin tercih ettiği bir olgu olmaktan çok Kürtlerin özgürlük için mücadele etmelerinin yarattığı bir sonuçtur. Kürtlerin özgürleşmesi, Ortadoğu’nun mevcut statüsünü değiştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Kürtlerin özgürleşmesi, Ortadoğu’nun statüsünün değişmesine ve bütün halkların özgür demokratik bir sistemde yaşamasına yol açacak bir gelişmenin doğması anlamına gelmektedir.

İşte bu durum, bütün dünya devletlerinin Kürtlerle ilişkisinin mihenk taşı rolü oynamaktadır. Dünyanın belli başlı siyasal güçleri olan mevcut emperyalist kapitalist devletler, bölgenin statüsünü değiştirmeye yol açacak olan Kürt özgürleşmesini kabul etmemektedirler. Bu nedenle Kürtlerle ilişkileri sürekli inişli çıkışlı olmaktadır. Bir gün destekler görünmekte, bir başa gün tam tersine bir tutum içine girerek en büyük düşmanlığı yapabilmektedirler.

Kürtler bu gerçekleri bildikleri içindir ki hiçbir devlete bel bağlamamış, hiçbir devletin gücüne dayanmamışlardır. Kürtler, dünyanın emperyalist devletlerinin çıkar çatışmaları içinde gelecek aramak yerine, ezilen halkların birliğini ve mücadelesini esas dayanak noktası almışlardır.

Bunun içindir ki 1. Mayıs kutlamaları Kürt halkının mücadelesinin gelişmesi açısında önemlidir. 2018 1. Mayıs’ı, dönemin baskılarını zorbalıklarını püskürtmek açısında büyük bir anlam taşıyacaktır.
Kitlesel, dinamik, kararlı ve coşkulu bir 1. Mayıs diktatörün korkularını ezilen halkların umudunu büyütecektir.

Sosyolojik bir gerçekliğin altını çizmek ve bilinçlere kazımak, böyle durumlarda yol gösterici olabilir. Kitlelerin sokağa çıkmasını önleyen diktatörlerin zulmü değil, halklara güven ve umut veren güçlü bir örgütlülüğün bulunmayışıdır. Eğer böyle bir örgütlülük yartılabilinir ve etkili kılınabilinirse, kitlelerin sokağa çıkmasını hiçbir zulüm engelleyemez.

Emekçilerin sokakları zapt etmesini sağlamak için, 8. Martın kararlılığıyla, Newrozun coşkusunu 1. Mayısının isyanıyla birleştirmek günün görevidir ve bu onurlu görev, özgür geleceği yaratacak olan emekçileri beklemektedir.

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑